Alaçatı-deniz










Read Users' Comments (2)

Alaçatı-2

Yazı yazmak,gördüklerimi, yediklerimi ve içtiklerimi anlatmak istiyorum ama hiç vaktim olmuyor.En kısa sürede söz...Biraz daha fotoğraf... Daha çeşme, ılıca,dalyan köy, küçükbahçe, karaburun var. Alaçatı ve deniz yarın devam edecek... Bu arada Dilaraus'un Alaçatı ile ilgili yazısına buradan ulaşabilirsiniz.















Read Users' Comments (6)

ALAÇATI-1

4 günlük kısa ama güzel bir gezi yaptık. Şöyle yaza girmeden ortalık kalabalıklaşmadan sakin bir başlangıç yapmak iyi geldi.Önce fotoğraflar sonra yazılar.













Read Users' Comments (7)

23 Nisan 2009

TÜM KUZUCUKLARIN 23 NİSAN BAYRAMINI KUTLARIM.



NOT: YİYOOOOZZZ, İÇİYOOOZZZZ, GEZİYOOOSS, ADİOOOOSS... Pazartesi günü görüşmek üzere.

Read Users' Comments (0)

Anadolu Kavağı- Sirkeci Garı


Hani İstanbul'da 101 yapılacaklar listesi var ya yada ona benzer birşey bu listeye Bahar da Boğaz vapuru ile tur yapmayı da ekliyorum (Tabiki yoksa).
Süper eğlenceli bir gezi oldu bizim için. Araba ile trafik çilesi çekmek istemedik. Vapurla gidelim ayaklarımızı uztalım keyif yapalım dedik. O yüzden gezimize trenle başladık. Sirkeci garında indikten sonra tipik bir turist edasıyla garın fotoğraflarını çekmeye başladım.Vitrayları çok güzeldi. Epey bir havaya girdikten sonra gemiye bindik. Gemiye bindiğimiz de değil oturmak ayakta duracak yer bile yoktu. Neyse ben bir yer buldum oturdum. Bir yanımda Amerikalılar diğer yanımda Fransızlar oturuyoru. Geminin %95'i turisti. Bizde kendimizi yurt dışındaymışız gibi hissetmeye başladığımızdan pek bir keyiflendik. Turistlerin tarihi yerlerimizi görünce "ooo... olağanüstü", "muhteşem....", "inanılmaz..." gibi ifadeler kullanmaları beni pek bir mmutlu etti. Yolculuğumuz başlayalı 1 saat olmuştu, ve nnnaaa nııımmm..İki türk bayan geldi (tasvir etmiyorum, çünkü beni tanımadan okuyanlar yanlış anlayabilir, ama beni tanıyan arkadaşlarım zaten bu cümlemin altındaki tasviri anlamışlardır) ve araya dikildiler, hiç durulmayacak bir yere.

Yanımdaki Amerikalı kadın ayaklarını koyacak yer bulamıyormuş bahanesiyle hafif hafif tekmelemeye başladı. Bayanlar bu sefer tam kenara geldiler. Manzarayı iyicene kapattılar. Bu seferde yanımdaki Fransız bayanlar rahatsız oldu ve kalkarak korkuluklara yaslandılar. Bizim Türk bayanların sinir katsayısı epey bir arttı. Türkçe bilen yok mu dedi. Ben varım dedim. Aramızda geçen konuşmalar:
Bayanlar:"Yurt dışından kızımın arkadaşlar geliyor, onlara ne yedireceğimi şaşırıyorum şunların yapttığına bak..."
ben: "Olur böyle şeyler..."

Bayanlar:"Her yerede bizi ittirdier. One, two, three, four diyorlar elleri ile hayır işareti yapıyorlar, halbuki araya sıkışıp oturabiliriz, boşluk var...."
Ben:" Şimdi onlar Türk olmaddıkları için farklılar. Alan hakimiyetine önem veriyorlar. 4koltuk varsa 4 kişi oturabilir diyorlar. Hepimiz Türk olsak dediğiniz doğru sıkışırız, ama şimdi olmaz Alan Meselesi bu..."
Bayanlar şaşkın şakın yüzüme baktılar, birisi de kocaman bir saskızı epey gürültülü çiğniyordu...Baktılar olacak gibi değil,bir hırsla amerikalı kadının ayaklarını tekmeleyerek oradan uzaklaştılar. Elimden geldiğince barış elçisi olmaya çalıştım ama pek beceremedim...:-)
Neyse Amerikalı kadın benim İngililzce bildiğimi anladı ve başladı anlatmaya...

Sonuç cümlem: "Dünyanın her yerinde kötü ve iyi insanlar vardır oldu..."
Bu Amerikalı teyzemin kocasının yakasında bir iğne vardı ve Türkçe şöyle yazıyordu: "Barışı Düşle" ben de hemen onu yüksek sesle okuyarak Türkiye-Avrupa-Amerika arasındaki bir savaşı engelledim...:-)
Neyse Fransızlar beni pek bir sevdiler, bende yemeyi içmeyi sevdikleri için onları sevdim. Ben nereye gittiysem peşimden geldiler. Tabiki Amerikalılar da çaktırmadan beni izlediler...!!

Dönüş yolculuğumuz ayrı bir maceraydı. Amerikalı genç bir çifte Türkçe öğretmeye çalışan bir amca vardı. Diyaloglar anlatılmaz yaşanır diyorum. Hattta amcam bir ara şarkı bile söyledi..."İstanbul İstanbul olalı böyle güzel görmedi..." Sonra başka bir şarkı...Bu çocuklar da pek bir kibardılar kendi aralarında konuşunca çok sıkıldıkları anlaşıyordu ama amcamın onları müslüman yapmadan Amerikaya göndermeye hiç niyeti yoktu...!!!
Neyse bol kah kahalı süper eğlenceli bir gezi oldu. Gereçekten sizlere de tavsiye ediyorum, unutulmaz bir deneyim yaşayabilirsiniz...:-)



Not: Kukla sanatıçısından önceki yazılarımın birinde bahs etmiştim.Biraz imerenerek biraz da özenerek hatta biraz da kıskanarak ne güzel bir hayatı var sevdiği mesleği yapıyor demiştik. Ama bu gittiğimde kendisi ile konuşma fırsatı elde ettim. O da bana dedi ki sandığınız gibi değil. Bugün elimde olsa Afrika'ya giderim. Artık Türkiye benim Türkiyem değil. Ben de kendisine aynı şeyi söyledim. Güvenim kalmadı. Ben Afrikaya değil ama canım İtalya'ya gidebilirim :-)

Read Users' Comments (4)

Ortaköy- bayanlara yönelik bir yazı oldu galiba...:-)





Dün hava o kadar güzeldi ki, eve hiç girmek istemedik. Ortaköy'e gittik. Uzun zamandır alışveriş yapmıyorum, hatta bir alışveriş merkezine gitmeyeli tam tamına 3 ay oldu. Neyse kurulan tezgahlardan kendime çok güzel iki tane gömlek ve bir küpe aldım. Lavanta da oturup salata yedik ve limonata içtik. Hoş Yakamengen'deki limonata ile kıyaslanamazdı ama yine de çok lezzetliydi.
Bu arada eskiden Ortaköy'e gidince arabayı yıldız yokuşuna park edebiliyordum şimdi ise imkansız hale gelmiş. Dün askeriyenin oraya kadar çift taraflı her yer doluydu. Keşifçi ruhum sayesinde !!! bende yeni bir yer buldum. Manzarasıda aşağıdaki gibi. :-)
Ortaköy'den sonra Arnavutköy'e yürüdük.İstanbul'un en sevdiğim semti. Oradan Bebek'e ve biraz daha alışveriş (yargıcıdan çok güzel bir çanta aldım :-) Bu arada Yargıcı en beğendiğim mağzadır, sadece orada kendime uygun birşeyler bulabiliyorum)yapıp, isstemeyerek de olsa eve döndük

Read Users' Comments (0)

İstanbul'da bir Cumartesi

Cumartesi akşam üzeri Küçüksu Kasrı'nın hemen yanındaki kafede çay- kahve molası verdik. Hava güneşli olduğu için deniz kenarında oturmanın keyfini çıkardık. Sonrasında da Anadoluhisarı'nın yüksek taraflarında, arka sokaklarında yürüdük. Ne yazık ki çok güzel olan tarihi yapılar birer birer yıkılmış...
 
 
 
Posted by Picasa

Read Users' Comments (4)

Polonezköy'de bir başka bahar...

Polonezköy hakkında daha önceki yazılarımda çok bilgi vermiştim, o yüzden bugün kısa kesececğim. 2. Köprüden gideresek bizim evden uzaklığı 25 dk. geçmiyor. Bu sefer 3 km'lik yürüyüş parkurunda yürüdük. Belgrad ormanından çok daha sakindi. Hatta 1-2 ünlü sima dışında kimsler yürümüyordu...:-) Yürüyüşün sonunda Polina da yemek yedik. Polinanın dekorasyonu çok hoşuma gidiyor. O yüzden burayı terecih ediyoruz. Birde aşağıda görülen içinde bir sürü ot olan salatası...:-)Birde paastaları var. Değişik Polonya'ya özgü pastalar. Bana biraz tatlı geliyorlar...
Sevgili papağanı en yakın bu şekilde görüntüleyebildim, gözünü çekmeme izin vermedi...:-)Günün sonunda Küçüksu kasarında çay kahve molası verdik. O fotoğraflarda yarına kalsın...:-)









Read Users' Comments (2)

Edirne-3.bölüm

Selimiye Cami, Eski camiinin duvar yazıları, saray içi ve kırkpınar güreşleri-pehlivanlar.






Read Users' Comments (0)

Edine-2.bölüm

Aşağıda eski saat kulesinin fotoğrafı var, bizim maceramızda oradan başladı diyebilirim. Sosyal bir kişilik olduğumdan dolayı sanıyorum insanları çekiyorum...:-) Tam kendi kendime şu saat kulesine çıkılıyor mu diye yüksek sesle düşünürken yan tarafımda bir adam beliriverdi. Sonradan öğrendik ismi Çetinmiş. Anlatığı hikayelerde adı gibi çetindi. Bize 30 dk'lık bir tarih dersi verdi. Sorduğu soruların hiç birini cevaplayamadık. Örneğin, dünyadaki ilk imparatoriçe ünvanı Türkler tarafından verilmiş. Tomris,İskit-Saka imparatoriçesi.
Bizans döneminde Roma parası basıldığı saat kulesinde bir kaç yıl önce yapılan kazılarda ortaya çıkartılmış.
Türk bayrağındaki yıldızın 5 köşesi İslamın 5 şartını simgeliyormmuş vb. bir çok bilgi.
Sonra bize bir rota çizdi. 3 şerefeli cami, Selimiye Camii, Eski Cami, Kapıkule yönünde Gazinihal köprüsü, gazinihal camii, haç planlı cami, sağlık müzesi, saray içi, kırkpınar güreşlerinin yapıldığı yer,muradiye camii ve bulgar kilisesi.
Muradiye Camisi dışında hepsini gördük. Camiler için başka bir bölümm yaparım artık. Pehlivanları da görünteledim tabiki...:-)
İyiki Çetin'e rastlamışız...:-)



Yazı:Haluk Özözlü Fotoğraaflar:Acupofcaffein
Osmanlı imparatorluğunun 2. Başkenti durumunda olan Edirne'ye bir darüşşifa kazandırmak amacıyla temeli 1484 yılında atılan ve mimar Hayrettin tarafından 4 yıl da bitirilerek 1488 yılında kullanıma açılan hizmet binası, Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Sultan Bayezid tarafından gerçekleştirilmiş.

Sitenin kuruluş amacı, büyük şehir, ikinci başkent, ticaret şehri ve gelen gidenin çok oluşu nedeniyle Edirne'yi bir darüşşifaya (Hastaneye) kavuşturmak olmuş. Diğer üniteler, hastane hizmetlerini doğrudan veya dolaylı olarak tamamlayan sosyal, kültürel ve dini nitelikli yapılar dönemin sağlık ve sosyal yardım anlayışını yansıtarak işlev görmüş. Bu yapı sisteminin 4 yıl gibi kısa sürede bitirilebilmiş olması imparatorluğun teknik ve ekonomik gücünün göstergesi olarak kabul edilmiş.
Külliyenin Bölümleri
Külliye: Darüşşifa (Hastane) , Tıp Medresesi, Tabhane (Misafirhane), Camii, İmaret (Aşevleri-Depo) ve Köprü'den oluşmaktadır.

Darüşşifa(Hastane)
Günümüzde Sağlık Müzesi olarak hizmet veren bina üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm poliklinik, özel diyet mutfağı ve personel odaları, ikinci bölümde ilaç deposu ve üst düzey personele ait üniteler, üçüncü bölüm ise 6 kışlık ve dört yazlık yatak odası ile bir musiki sahnesinden oluşuyor. Odalar ve sahne görkemli bir kubbe ile örtülü, şadırvanlı bir salon etrafında çevrelenmiş. Odaların dış bahçeye ve iç salona açılan pencereleri olup, Ortadaki büyük kubbenin tepesinde fenerden gelen ışık iç mekânı aydınlatırken kirlenen hava ile pis kokuları dışarı atılması sağlanmış. Bir merkez etrafında toplanan hasta odaları az personelle hizmet verilmesi sağlarken personel tüm odaları rahatlıkla gözetleyebilir ve gereğinde acil olarak hasta yardımına koşabilmeleri sağlanmış. Zamanında her türlü hastaların tedavi edildiği şifahane sonraki yıllarda sadece akıl ve ruh hastalarının tedavi edildiği bir merkez haline gelmiş. Dönemin hekimlik bilgilerinin yanı sıra su sesi, müzik ve güzel kokularda kullanılmış.

Musikiyle hasta tedavisi
Müzikle tedavi şekli bu hastanenin özellikleri arasında yer almış. 10 kişiden oluşan musiki topluluğunun, akustiği oldukça hassas olan bu mekânda haftada 3 gün verdiği musiki konserleri yankılanmadan binanın her tarafından rahatlıkla dinlenebilmiş. Hastanın huzur bulması için tedavide şadırvandan fışkıran su sesinden ve güzel kokulardan da yararlanılmış. Şifahane de tedavi ücretsiz olup şehirdeki hastalara haftada iki gün parasız ilaç dağıtılmış.

Musiki Makamları
Osmanlı Şair Hekimlerinden Şuuri Hasan Efendi'nin "Tadil-i Ül Emzice" adlı Eserinde musikinin hastalıklarla ilişkisi şu şekilde tanımlanmış.

Rast Makamı: Havale ve felç iletine devadır.
Irak Makamı: Har mizaçlılara, sersam ve hafakana faydalıdır.
İsfahan Makamı: Zihni açar, zekâyı artırır, anıları tazeler.
Zirevkent Makamı: sırt ve eklem ağrılarının ve kuluncun tedavisinde faydalıdır.
Rehavi Makamı: Baş ağrısına devadır.
Büzürk Makamı: Ateşli hastalıklara iyi gelir, zihni temizler, vesvese ve korkuyu uzaklaştırır, fikre yön verir.
Neva makamı: Irk'un nisa'ya iyi gelir (Kadın hastalıkları)
Zengule Makamı: Kalp hastalıklarının devasıdır.
Hicaz Makamı: İdrar zorluğuna iyi gelir, cinsel yönden uyarıcı etkisi vardır.
Buselik Makamı: Kulunç ve bel ağrılarının ilacıdır.
Uşşak Makamı: Kalp, karaciğer, sıtma ve mide hastalıklarının ilacıdır.


Evliya Çelebi Darüşsifa'da 1682 yılında Edirne'yi ziyaret eden Evliya Celebi, külliyeden "Orada bir Darüşşifa vardır ki dil ile tarif ve kalemler ile yazılmaz". Diye bahsetmiş. Ünlü seyyah külliye için şu ilginç tanımlamaları kullanmış. "Böyle dikkat ve özenle yapılmış şifa yurdunun anlatılan odalarında çeşitli hastalıklara tutulmuş zengin ve fakir, ihtiyar ve genç doludur"… "Bazı odalarda ilkbaharda delilik mevsiminde Edirne'nin aşk denizi derinliğine düşmüş sevdalı âşıklar çoğalıp, hekimin emriyle bu tımarhaneye getirilerek altun ve gümüş yaldızlı zincirlerle kerevetlerine takılıp, her biri aslan yatağında yatar gibi kükreyip yatarlar… Kimisi havuz ve şadırvanlara bakıp kalender hülyası kabilinden söz eder, nicesi dahi o kemerli kubbenin etrafında olan gülistan ve bağ ve bostan içindeki binlerce kuşların cıvıltılarını dinleyip, delilerin perdesiz ve ölçüsüz sesleriyle feryada başlarlar".
Evliya Çelebi, hastanenin musiki ile tedavi konusunu da şöyle anlatmış.
"Merhum ve Mağfur Bayezid Veli Hazretleri Vakfiyesinde, hastalara deva, dertlere şifa, divanelerin ruhuna gıda ve defi seva olmak üzere 10 adet hanende ve sazende gulan tayin etmiş ki, üçü hanende, biri neyzen, biri kemancı, biri musikarcı, biri santurcu, biri çengi, biri çenk santurcu, biri udcu olup, haftada üç kez gelerek hastalara ve delilere musiki faslı ederler. Allahın emriyle, nivesi saz sesinden hoşlanır ve rahat ederler. Doğrusu musiki ilminde neva, rast, dügah, segah, çargah, suzinak makamları onlara mahsustur. Ama zengule makamı ile buselik makamında rast karar kılsa insana hayat verir. Bütün saz ve makamlarda ruha gıda vardır…"
Külliye'nin cami haricinde diğer bölümleri Vakıflar Genel Müdürlüğünce 1984 yılında Trakya Üniversitesine devredilmiş. Darüşşifa'nın Sağlık Müzesine dönüştürülmesi 23 Nisan 1997 de gerçekleşmiş.
Edirne'nin Sultan II. Bayezid Külliyesin de ziyaret edilen tarihi sağlık müzesi, 48 ülkeden katılan 60 aday müze arasında 2004 yılında Avrupa Konseyi tarafından Avrupa Müze ödülü kazanmış. Sağlık Müzesinin ödülü 27 Nisan 2004 tarihinde Stasbourg'da düzenlenen törende müze yöneticilerine sunulmuş.
Günümüzde müzede, dönemin tedavi şekilleri cansız mankenler ve kompozisyonlarla yansıtırken, yerli ve yabancı ziyaretçiler ney müziği yayını eşliğinde müzeyi mesai saatleri içinde ücret ödeyerek her gün gezebiliyorlar.

Read Users' Comments (4)

Edirne-1.bölüm

Cumartesi günü Edirne'ye gittik. Çok yer gezdik çok şey öğrendik.:-) Bilgilerimi toparlayabilirsem yazıcağım.
Resimlerde gördüğünüz yere Karaağaç. Edirnenin 4 km güney batısında kaalıyor. Önce Tunca köprüsünü sonrada Meriiç köprüsünü geçiyorsunuz. Fotoğraftaki Meriiç köprüsü.
Eski tren garı şimdi Trakya Ünv. ait.
Birde internet bilgisi vereyim:
Karaağaç yolculuğu ise kısa yolculuktan ziyade bir zaman yolculuğudur. Edirne çıkışından hemen sonra Tunca köprüsüne giriş ile başlar. Arnavut kaldırımlı 400 yıllık bir köprü; Tunca Köprüsü, biraz duraklatır. Sebebi ise Tunca’nın huzur dolu seyri doyumsuz akıp gidişidir. Köprünün bitişi ile başka bir durak, bülbüllerin, kanaryaların hatta papağanların yuvası, "Bülbül adasına" varılır.

Eğlence mekanlarının gürültüsünden arındığı bir anda özellikle sabahları ötüşlerine kulak kesilebilir. Bülbül adasının sınırı ise Meriç nehridir. Meriç Köprüsü üzerindeki müstesna "seyir köşkü" ile Meriç Nehrini ve de özellikle sabahları ve akşamları güneşin doğuşu ve batışını seyretmek Edirne’de yaşanması gereken anların başında gelir.

Meriç Köprüsünü geçiş ile Türklerin "suyun öte yanında" kalan tek toprak parçası Karaağaç başlar. Köprü sonrası sağa dönüş ile birlikte alabildiğine düz ağaçların arasından sıyrılan güneş ışığı kırıntıları ile aydınlanan 2 kilometreyi bulan bir yola girilir. Bu zaman tünelinin hemen başında sağ tarafta Meriç Nehri kıyısındaki çay bahçeleri ve restoranlar yer alır.








Arkasından Edirnelilerin mesire yeri yüksek söğüt ağaçlarını oluşturduğu "Söğütlük" gelir. Söğütlük’ün hemen bitişinde biri ressam Hasan Rıza Bey olmak üzere 10 yiğidin yattığı "Jandarma Şehitliği" vardır. Yol boyunca sağlı sollu, Karaağaç’ta bahçelerinde yetiştirilmiş sebze ve meyveleri satmaya çalışan insanlara rastlanılabilir.

Karaağaç’ın girişinde yol ikiye ayrılır, sağa gidiş Yunanistan ile Türkiye arasındaki sınır kapılarından biri olan Pazarkule’yedir, sola kıvrımlı düz yol ise Karaağaç’ın içine girer ve eski Edirne Garı binası ile son bulur. Sağlı sollu, ana cadde üzerinde veya sokak aralarında yer alan Karaağaç evleri ise görülmesi gereken yapılardır. Osmanlı evlerinden farklı Edirne kültür zenginliğinin birer göstergesidirler.

Son durak, mimarisi ve ihtişamı ile öne çıkan eski Edirne gar binasıdır. Mimar Kemalettin Bey'in 20. yüzyıl başlarında gerçekleştirdiği estetiği ile öne çıkan bu eser, Lozan Anıtını ve Lozan Müzesini barındırır.

Kaynak:http://www.edirneden.biz/icerik.asp?ICID=851





Bu arda yazdıklarınıza çok geç cevap veriyorum, hatta bazen atladığımda oluyor bunun için kusuruma bakmayın lütfen. İşler çok yoğun ve akşamları değişik bir faaliyete başladım artık hiç vaktim olmuyor.

Read Users' Comments (1)comments