Showing posts with label bursa. Show all posts
Showing posts with label bursa. Show all posts

Sunday, February 5, 2017

Cumalıkızık - Gemlik

Bendeki tembellik hat safhada olduğu için bir türlü fotoğraf makinemi tamirciden gidip alamıyorum. Belkide ısrarla yeni makine istediğim ve hala ne kullanmak istediğimi bilmediğim içindir. Bu yüzden Cumalıkızık fotoğrafları cep telefonu ile çekildiği için çok kötü oldu...
Dün metroda bir çocuğun kocaman sırt çantası koltukta oturan adamın yüzüne yapıştı. Adam çok rahatsız oluyordu ama ağzını açıp birşey söylemedi. İçimden söylesene adam rahatsız olduğunu demekten bir hal oldum. Herhalde eşim içimdeki konuşmayı duymuş olacak ki, çocuğu uyardı ve çocuk sırt çantasını çekti. Bunu niye anlattım .
 2009 yılında gittiğimde  http://acupofcaffein.blogspot.com.tr/2009/10/cumalkzk.html  bitmek üzere olduğunu düşünmüştüm. 2013 yılı temmuz ayında ise bittiğini ve gidilmemesi gerektiğini düşünmüştüm. 2017 yılında ise Cumalıkızık için tek söyleyeceğim şey şu olabiir, birilerinin önünüzü kesip 500 kelimeyi iki dakikada sıralamasını istemiyorsanız, hiç bir özelliği olmayan dükkandan alınarak bez torbalara ve plastik kaplara konmuş yiyecekleri almak istemiyorsanız, kimsenin evine bakmadığını olduğu gibi bıraktığını görmek istemiyorsanız, penceresine iki sardunya koymayı çok gören bir köyde olmak istemiyorsanız, tüm evlerinde önündeki tezgahlarda aynı ucuz ahşap özelliksiz ürünleri görmek istemiyorsanız KESİNLİKLE GİTMEYİN.
Nasıl kaçacağımızı bilemedik. O kadar turist geliyor köye gidiş yolları bile düzeltimemiş.

Kaçtık hemen oradan. Gemlik hep yol üstündedir ama hiç uğramayız. Bizde o yüzden uğramaya karar verdik. Gün batımı güzeldir her zaman. sahili tam 2 km. Git gel bir 4 km yürüdük. Zeytin aldık. Dönüşünüde kurşunlu üzerinden Zeytin ağaçlarının arasından yaptık....

Bu gezinin en güzel yanı Cemal ustanın (çarşı içindeki yeri) yerinde iskender yemekti. Tek kelime ile nefisti. Eğer önünde 50 dk beklemeyi göze alıyorsanız kesinlikle buna değer...














Sunday, July 14, 2013

Misi Köyü - Dağyenice - Cumalıkızık - bölüm-2













Misi Köyü - Dağyenice - Cumalıkızık - bölüm-1

Cumalıkızık'a  2009'un ekim ayında, Misi köyünede geçen yıl temmuz ayında gitmişiz. Dağyenice'ye ilk defa gittik.
Aslında uzun bir rota çizdik, Misi köyü, Dağyenice, Cumalıkızık, Oylat kaplıcaları, İznik. Sanıyorum yağış bu sene az olduğu için Misi köyünün içindeki derenin suyu geçen yıla oranla daha azdı. Birde Nilüfer Belediyesi doğal yaşamı kirletiyorlar diye masaları nehirden çıkartmışlar. İyi olmuş. Ama suyun içindeki keyifde başkaydı ne yalan söyleyeyim. Dağyenice neredeyse hayal kırııklığı, sadece yol güzel. Göletin suyu az. İçeri girişte aldıkları 10 TL piknikçilerin bıraktıkları çöpleri temizlemek içinmiş. lk başta kulağa hoş geliyor ama uygulaması çok zayıf.... Cumalıkızık, bildiğiniz gibi  değişen birşey yok. Sadece restorasyon çalışmaları artmış. Hemen hemen her yer onarılmaya başlamış. Onarılmayan yer yok gibi... Pazarı büyümüş arkalara doğru ilerliyor. Eskiden meydanda 3-4 tezgah vardı. Birde ramazan olduğu için hiçbir yerde birşey vermiyor. Çoğu kapalı. Allahtan bakkal açıktı, içecek birşeyler alabildik.














Saturday, June 22, 2013

Karaağaç - Bursa

Bu gezide unutulmaz anılarla doluydu. Herşeyden önce moralimiz çok bozuktu ama ido biletlerimiz olduğu için gidelim hemde hava değişikliği olur dedik. Kabataştan İDOBUS ile Bursaya yolculuk yaptık. Geçen sene giderken bu kadar kalabalık değildi sanırım herkes öğrenmiş yolu. :-( Güzelyalıdan otobüs ile metroya, oradanda iki farklı metro ile küçük sanayiye. Karağaça giden aracı soruyoruz giden araç pek yok. Midibüsler var (EŞKEL) birde Kemalpaşaya giden otobüs var. 11:00 de kalkan Kemalpaşaya biniyoruz köyün 2-3 km girişinde yol üzerinde iniyoruz. (Karaağaç Türkiyedeki tek leylek köyü, avrupadaki 11 leylek köylerinden birtanesi). Çiçekler, böcekler,vs.. click, click sesleri eşleğinde başlıyoruz yürümeye... Yolun bir yerine geldiğimizde traktörlü bir amca bırakayım sizi diyor. Bundan iyisi can sağlığı. Hiç traktöre ayakta binmemiştim.:-) Tekerliğin orada ayakta giderek köyün girişine varıyoruz. Amca, zeytinliklerini ilaçlamış oradan dönüyormuş. Maskesine baktım bizde bunları takıyoruz dedim.:-) Sizinki daha iyidir o biber gazına karşı bu korumaz ki...! yok be amcam dedim çantamdaki maskeyi gösterdim. Mavi gözlerinde bir pırıltı tamam dedi. :-) Bir önceki hafta leylek şenliği olacaktı, olaylardan dolayı buradaki şenliğide muhtar iptal etti, şenlik falan olmadı dedi. (bizde şeknlik haftasında gelecektik olaylardan dolayı bizde erteledik dedim).... Neyse Karaağaça dönelim, köyün girişindeki okulda gözetleme kulesi var. Çok güzel hazırlanmış fotoğraflı dokümanlarla civarda yaşayan bütün kuşlar hakkında bilgi edinebiliyorsunuz. Gözetleme kulesine çıkıp bir kaç click click daha. Leylek arıyoruz ama çok fazla göremiyoruz. Neyse köye inelim belki köyün içinde vardır dedik. Göl kıyısından yürüdük. Sonra köyün içine girdik. Ama çok fazla leyleğe rastlamadık. Köy de zaten terk edilmiş gibiydi... kimseler yoktu etrafta. Ne bir yemek yeri ne de oturacak bir kahve vs...derken bari yola koyulalım Gölyazıya gidelim dedik. Sahilden yakın ama yol yok. O nedenle köyün dışına yürüyeceğiz neyapacaaaağız başka çare yok...:-) Başladık yürümeye, bu sefer ağaçlardaki dutların, şeftalilerin ve eriklerin tadına baktık. (Bir iki tanecik...:-) Bu sefer başka bir traktör bizi köyün çıkışına, anayola kadar bıraktı. Süperler... köyümüze geldiğiniz için teşekkürler vs. Zaten nedense eşimle beni hep yabancı zannediyorlar...:-( Buna bir anlam veremiyoruz ama ne yapalım... Yolda Kemalpaşa arabaları geçmeyince ve hava yürümek için çok sıcak olunca eşim otostop yapalım dedi. :-) Bir tır bizi aldı. Tırman tırman çok ilginçti, hiç o kadar yüksekten bakmamışım yola. Seramik götürüyormuş Trabzona. Ailesini haftada bir görüyormuş. Neyse 5 km'lik yolculuk için teşekkür ettik ve Gölyazı sapağında indik. BUradan köy 5 km. Gölyazıyada araç çok seyrek işliyor. Başladık yürümeye bu seferde şansımıza otobüs geldi. Hop atladık içine. Tabiki muhabbet etmeden olmaz. Daha önce gelmiştik , aracın içi düğüne gidenlerle doluydu vs. derken. Yanımdaki kadın dediki şimdi de öyle düğüne gidiyoruz. :-) Bir kahkaha vs. ile köye vardık. Bir düğün bir de kına gecesi varmış. Bu bilgiyide aldık...:-) Gölyazıda geçen sene daha çok leylek vardı. Bu sene daha azdı. Köyün hemen girişinde çok heybetli ve çok yaşlı bir çınar ağacı var(yanılmıyorsam 730 yaşında). Orada gözleme, ayran olayı ile kendimize geldik. (gözlemesi güzel değil, tavsiye etmem).Sonra başladık yürümeye, bütün köy Atatürklü bayraklar ile donatılmıştı. İnanamadım. Leyleklerin fotoğrafını çekerken bir bayan beni evine davet etti, bizim damdan daha güzel gözüküyor gel oradan çek dedi. İlk defa utandım. Ne bileyim rahatsız etmek istemedim. Belkide şu sıralar iyi duyguları olan ve paylaşmayı seven canım insanlarımı gördükçe duygularım pek bir kabarıyor kimbilir yada ben ne bilirim...:-( Akşama doğru hava kapatmaya başladı, bizde biraz daha dolandık muhabet ettik, düğüne bile davet edildik....:-) Sonra Bursa'ya hareket. Bursa'da Ulu camiyi ziyaret ettik. Caminin etrafındaki hanlar çok güzeldi. Herbirinin ayrı ayrı bir uslubu vardı. Hanların birinin avlusunda mola verelim dedik ve bir ağacın dibine oturduk. Karşıdan bir abi "hello, hello, drink tea diyerek yanımıza geldi. Neyyyaapppcaaaaz içeceğiz tabiki. Ne içtik be... (bu aralar biraz Vasfiye teyze modumda var...:-)) Çaycı ile muhabbet ettik biraz da siyaset konuştuk. :-) Sonra Güzelyalı ve İdobus durağı... Beklerken masaj koltuklarına oturduk. 3 dk masaj tüm yorgunluğumuzu aldı vallahi. Yine birçok candan,iyi insan tanımanın verdiği huzurla ve birazda içimizdeki üzüntü ile eve döndük. Yolda TV'nin kapatılmasını rica ettik tabiki...
















Sunday, July 29, 2012

Kürekli Şelalesi- Bölüm-2

Dediim gibi biz Hamamlıkızık dan yürüdük. Önce tırmandık sonra aşağıya indik. Manzara hernekadar da güzel olsada bu yolu tavsiye etmem. Eğer özel aracanız ile gitmiyorsanız Arabayatağı metro istasyonun oradan kalkan 22 numaralı otobüse veya cumalıkızık minübüslerine binin. (ama bu minübüslerin hepsi kent ormanın yakınından geçmiyor, binerken sorun) .(Not: kent ormana özel araç dışında ulaşım imkanı bulunmuyor). Minübüslerin sizi indereceği yerden yürüyebilirsiniz (yaklaşık 4 km. biz dönüşte bunu yaptık) yada otostop yuapabilirsiniz! Yol fena değil. Asfalt yol. Bir yanda çam ormanları bir yanda uzakta bir yerler tokinin korkunç inşaatı. Neyse Aral Çiftliği'ne (alabalık çiftliği) varınca hemen yanında kent ormanın girişi var. İçeriye girip yürümeye başlayınca oturma yerleri (ağaçların üstünde), çeşmeler vs. var. Bunları geçinde ilk asma körüyü görüyorusunuz. Şelale 1800m diyor. Sonrada bir daha bu yazıyı görmüyorsunuz. Köprüyü geçince sola devam edin. Parkur güzel ve kolay ama bir yere kadar. Sonrasında tırmanmaya başlıyorsunuz. Sanıyorum 3. asma körüyü geçince... İşte bundan sonrası biraz kondisyon gerektiriyor. Yinede bir gayret çıkıyorunuz. Tabiki arada benim gibi suya girerek serinleyebilirmisiniz. (baharda bunu yapamazsınız deli çay gürlüyormuş çünkü). Deliçayı fotoğraflarda göremiyorsunuz çünkü kurumuş durumda yerinde taşlar var. Ama kışın ve baharda yeniden canlanıyor. Zorlu tırmanışı geçtikten sonra kuş izleme terası var. manzara terası var. (şelaleyi görebilirsiniz). Şelalede yüzmek... buda bambaşka birşey...











About

.
 
google-site-verification: google6264df489a134469.html