skip to main |
skip to sidebar
İran da oğlunu öldüren kadın ipte sallanan katilin yanına gidip tokat attıktan sonra af ediyor ve oğlunun katilini idam cezasından kurtarıyor. Tokat atana kadar katili affetmediğini içinde hiç böyle bir his olmadığını tokat attıktan sonra duygularının değiştiğini ve içine huzur geldiğini ifade ediyor.
Bende bu yazıyı tamda bu nedenle kaleme alıyorum… Yazıyı yazdıktan sonra mobbing uygulayan kimseleri af edebilmeyi umuyorum.
Mobbing yapılınca neler hissedersiniz? Duygusal taciz dedikleri şey ne? Nasıl doğru ifade edilir bilmiyorum. Bununla birlikte elimden geldiğince kısaca yaşadıklarımı anlatmaya çalışacağım.
Duygusal tacizi, yalnızlaştırma, başarısızlık, duygusal çöküntü olarak üç başlık altında toplayabiliriz.
Yalnızlaştırma nasıl gerçekleşiyor; genelde size takıntısı olan kişinin diğer kişileri örgütlemesi ile oluyor. Önce bu kişi bir yönetici veya işyerinde bulunduğu pozisyon nedeni ile herhangi bir nedenle güç sahibi ise bunu diğer çalışanları veya kendine bağlı çalışanları örgütleyerek kolaylıkla yapabiliyor. Bunun için tek nedeni sizi bir tehdit olarak görmesi. Bunun çeşitli nedenleri var, kariyeriniz, mutlu bir aile hayatınız, sosyal yaşantınız, insanların sizi dinlemesi , sevmesi, sayması, eğitim durumunuz, hayat görüşünüz ve her şeyden önemli GÜLMENİZ. Evet aslında bakınca nedenler çok abartılı değil. Herkes bunlara bir şekilde kısmen de olsa sahip olsa da ne yazık ki fark etmiyor. Başka bir değişle kendilerinde eksik olarak gördükleri ve takıntı yaptıkları konuları (duygu, düşünce, diploma, kariyer, fiziksel güzellik, giyim, davranış şekli, konuşma sitili) mobbing yapacakları kişinin elinden alarak onu da yoksun bırakmayı hedefliyorlar.
Gelelim yalnızlaştırmaya. Etraflarındaki çalışanları önce sizin işe yaramaz ve başarısız bir insan olduğunuz hakkında ikna etmekle başlıyorlar. İkna olmayanları yaptıkları işle tehdit etmeye başlıyorlar, ör: daha fazla iş yükü vererek, onunla ilgilenmeyerek, bak sen ona inanırsan seninde sonun onun gibi olur hissi ile tamamen seçim mecburiyetinde bırakarak kendi saflarına çekiyorlar. Aslında yalnızlaştırmayı istedikleri kadar kolay yapamıyorlar, çünkü gizlide olsa mobbing yapan kişinin bulunmadığı ortamlarda kurduğunuz ve sevgi ile devam ettirdiğiniz ilişkiler kısmen de olsa sürdürülebiliyor. Tabi ki bu zamanla şiddetleniyor ve çalışma arkadaşınıza kadar ulaşıyorsa hedefe %90 oranında ulaşılmaya başlandığını gösteriyor. Çalışma arkadaşınız sizinle kahve içerken birden bire içmemeye başlıyor, sizinle görünmemek için çeşitli nedenler uyduruyor, ör: yemeğe beraber giderken aniden gelen telefonlar veya benim ufak bir işim var onu hal edeyim siz gidin ben sonradan gelirim bahaneleri….
Güçlü ve olayın farkında olmanıza ve bunu çalışma arkadaşlarınızın yüzüne vurma cesaretiniz olmasına rağmen kabullenmediğiniz hep bir NEDEN SORUSU var. Yalnızlaştırmanın bir diğer şeklide yönetimsel bir olay ise toplantılara çağrılmamaya başlıyorsunuz, herkesin davetli olduğu yemekli eğlenceler için size davetiye verilmiyor. Hatırlıyorum da bir baloya benim dışımdaki tüm müdürler davet edilmişti . Zorlada olsa o davete gitmiştim. O gün mücadele etmek anlamlı gelmişti ama yıllar geçtikçe bu tarz insanlara değer vermemek, onları zavallı olarak görmek ve hatta onlarla konuşma isteğimin olmaması mücadele isteğimi tamamen söndürdü. Çünkü NEDEN sorusunun cevabını siz biliyorsunuz ama onlar bilmiyor. Dolayısıyla inançları değiştirmek hele de kendi İNANCINIZI değiştirmek yerine çok daha kolay olan bir yolu seçerek bulunduğunuz ortamı terk ediyorsunuz.
İkincisi Başarısızlıktı. İşte sizi en çok yaralayan ve en çok üzen konulardan biri bu oluyor. Başarısız olduğunuza inandırıyorlar. Daha önceleri hayranlıkla okudukları e-maillerinizde hatalar buluyorlar, daha önce başarı ile çözdüğünüz olayları eleştirerek aslında sizin çözmediğinizi destekle yaptığınızı vurguluyorlar, ödüller almanızı, belgeler almanızı yerden yere vurarak sizi iş yapamamakla suçluyorlar. Hiç unutmadığım örneklerden bir tanesini vermek istiyorum, bir toplantı yapılıyor başarısız olan işin suçlusu olarak ben gösteriliyorum. Yöneticinin yanında olan kişide bunu da var gücü ile kanıtlamaya çalışıyor. Önce debelenerek savunma yapıyorum, sonra bakıyorum dinlenmiyorum susmaya başlıyorum. Dediğim gibi insanların inançları değiştirilmiyor. Tek tesellim toplantıdan sonra masadaki en az 3 kişinin yanıma gelerek beni destekleyemedikleri ve beni yalnız bıraktıkları için özür dilemeleri olmuştu. Hayat işte diyorsunuz.
Ancak başarısızlığı derinlere kadar hissettirmeye başlamışlarsa tehlike çanları çalıyor. Siz daha çok hata yapmaya başlıyorsunuz, üzüntü, hayat kırıklığı ve çeşitli nedenler sizin iş yapma hevesinizi kırıyor, iki dakikada bitirdiğiniz iş 2 saatte ve binlerce hata ile bitiyor. Bunun sonucunda isteksizlik, dikkatsizlik, kendini yetkin hissetmeme hepsini en derinden hissediyorsunuz.
Üçüncüsü ve bana göre de en önemlisi bu oluyor, Duygusal Çöküntü. Yalnızlaştırma ve başarısızlıkla bir şekilde mücadele edip kendinizi telkin edebiliyorsunuz da duygusal çöküntüden yakanızı kolaylıkla kopartamıyorsunuz. Peki ama bu nasıl gerçekleşiyor. İş hayatında yaşadığınız bu üzüntüleri bir şekilde evinize ve ailenize onlarla konuşarak yansıtıyorsunuz. Türkiye zaten negatif bir ülke ve bulunduğumuz ortamda bir çok olumsuz duygu var bu nedenle bir müddet sonra arkadaşlarınız ve dostlarınızda ilettiğiniz negatif düşünceleri duymak istemiyorlar. Sizden uzaklaşmaya başlıyorlar. Daha az görüşme istekleri oluyor. Hatta bire bir görüşmeler yerine sizinle baş başa kalmak yerine üçerli, dörderli toplantıları tercih ediyorlar. İşte yıkıntının altında kalma durumu burada başlıyor. Dostlarınıza yansıtmamak, eşinize ve ailenize aktarmamak için kendi kabuğunuza çekiliyorsunuz ve iç dünyanızda hesaplaşmaya başlıyorsunuz.
Sonuç olarak, Mobbing yapanlar yaptıkları tüm uğraşılar sonucunda kısmen de olsa başarıya ulaşmış oluyorlar. GÜLÜMSEMENİZİ geçici bir süreliğine de olsa bırakıyorsunuz.
Her psikolojik taciz sonrasında yoluma devam ettim, ediyorum da. Arkamda bıraktıklarım sadece köleler (iş yerleri ve kapitalist dünyamızın doyumsuz fertleri), kişilikleri olmayanlar, zincirlerini kıramayanlar, özgür olamayanlar, mutlu olamayanlar, sahip oldukları unvandan güç alarak kendilerini güçlü görenler (aslında sizinle çalışamayacağız cümlesini bile söylemekten aciz olup binlerce takla attıktan sonra başkalarına söyleterek güçlü olduklarına inanlar), onları dava etmeyeceğimi öğrenmek için sürekli cümlelerle oynamaya çalışan kuklalar ve DUYGULARINI sürekli gizleyen insanlar…
Her ortamda kahkahayla ve yüksek sesle gülecek kadar ya da çok kolay ağlayacak ve duygularımı tüm yalınlığı ile gösterebilecek kadar cesurum. Hiçbir zaman kendimi olduğumun dışında birisi olarak gösterme çabam olmadı. Her zaman OLDUĞUM GİBİ ve GÖRÜNDÜĞÜM GİBİ BİR İNSAN OLDUM. Sanırım bu nedenle hep başım belaya giriyor…
Gelelim yazının başında söylediğim gibi yazıyı yazdıktan sonra af etme olayına. Yazıyı yazarken fark ettim ki aslında bu insanlar sayesinde bir çok kazanımlar elde ettim. Hayatla ilgili derslerimi aldım. Sadece İSTEMEDİĞİM öğretmenlerden ders aldım diyebiliyorum … Af etmek oda ayrı bir konu olsa gerek…..
Pages
Showing posts with label ondan bundan birazda benden. Show all posts
Showing posts with label ondan bundan birazda benden. Show all posts
Friday, January 1, 2021
1 ocak 2021
Evet 2020 yılını acısıyla, tatlısıyla geçirdik. unutulmaz bir yıl oldu. Değişimin başlangıcı. kendi adıma çok ders aldim... sevdiklerime sarılmanının anlamı, dostlarımı istedğim zaman görebilme konforu, özgürce dolaşma, rahat nefes alma. bunlara sahipken birden elimen gitmesi beni çok ürküttü.. basta panik varken yerini umuda ve teknolojiye bıraktı... bugün 2021 yılının ilk günü hepimizin bolca umut bağladıgı ve sihirli bir değnek olmasını istediği yıl sanırım. Her ne yasarsak yasayalim bence bu yılda öğrenmeye devam edeceğiz...güzel günlerin ve mutlu anların bolca olduğu, sevdiklerimizle birlikte sağlıklı bir yıl dilerim.
sıra bu yılın postuna gelsin...
1 ocak 2021 fotoğrafı.. hava mis.. biraz yürüdük.. aslında Türkiye de olduğumuz zamanlar ilk gün hep boğaz da yürür boş içki şişeleri yığınına bakar hangi mekanın daha eğlenceli olduğunu not ederdim🤣🤣 tabi ki bide güzel deniz manzarası 10 km yürüyüş ve ilk kahve kombin olarak yanında gelirdi...Ama pandemi nedeniyle bu yıl öyle görüntüler yok... yerine evde kahvaltı, evde kahve keyfi ve evin etrafında birkaç tur...
Monday, March 28, 2016
Sunday, March 20, 2016
Bugün Baharın İlk Günü
Bugün baharın ilk günü, ağaçların çiçek açması, yaprakların yeşermesi, toprağın papatyalarla süslenmesi gibi benim içimde iyi haberlerle, barışla, sevgiyle güzelleşmek istiyor.
Toprağa baharın gelmesi gibi ülkemede baharın gelmesini istiyorum. Askerlerimiz şehit olmasın, insanlarımız ölmesin. Ülkemi bu hale getirenler hesaplarını versinler.
Bahar Şiiri
Bu sabah mutluluğa aç pencereni
Bir güzel arın dünkü kederinden
Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden
Çocuğum uzat ellerini
Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı
Duy böyle koşturan sevinci
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor
Toprak ananın kalbi
Şöyle yanıbaşıma çimenlere uzan
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın
Baharın gençliğin ve aşkın
Türküsünü söyliyelim bir ağızdan
Ataol Behramoğlu)
Toprağa baharın gelmesi gibi ülkemede baharın gelmesini istiyorum. Askerlerimiz şehit olmasın, insanlarımız ölmesin. Ülkemi bu hale getirenler hesaplarını versinler.
Mendelssohn : Spring Song
https://www.youtube.com/watch?v=8mz5Rtx-Eu0Bahar Şiiri
Bu sabah mutluluğa aç pencereni
Bir güzel arın dünkü kederinden
Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden
Çocuğum uzat ellerini
Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı
Duy böyle koşturan sevinci
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor
Toprak ananın kalbi
Şöyle yanıbaşıma çimenlere uzan
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın
Baharın gençliğin ve aşkın
Türküsünü söyliyelim bir ağızdan
Ataol Behramoğlu)
Monday, March 7, 2016
I HAVE A DREAM - ABBA
Bugün bunu paylaşmak istedim... Umarım verdiğim link çalışır... :-) Hayallerimiz gerçek olsun. İyi günlerde sevgi ve huzur içinde yaşayalım... :-)
https://www.youtube.com/watch?v=IX79VxZ5j4g
I Have a Dream - Bir Hayalim Var
I have a dream, a song to sing, to help me cope with anything
Bir hayalim var, söylenecek bir şarkım, her şeyin üstesinden gelmeme yardımcı olacak
If you see the wonder of the fairy tale
Eğer masalların mucizelelerini görürsen
You can take the future even if you fail
Başaramazsan bile geleceğe sahip olabilirsin
I believe in angels, something good in everything I see
Meleklere inanıyorum, gördüğüm her şeyde iyi bir şey var
I believe in angels, when I know the time is right for me
Meleklere inanıyorum, benim zamanım olduğunu anladığımda
I'll cross the stream, I have a dream
Nehri geçeceğim, bir hayalim var
I have a dream, a fantasy, to help me through reality
Bir hayalim var, bir fantezim, gerçekleri atlatmama yardım edecek
And my destination makes it worth the while
Ve hedefim bunu daha değerli hale getiriyor
Pushing through the darkness still another mile
Bir mil daha varken beni karanlıktan geçiriyor
I believe in angels, something good in everything I see
Meleklere inanıyorum, gördüğüm her şeyde iyi bir şey var
I believe in angels, when I know the time is right for me
Meleklere inanıyorum, benim zamanım olduğunu anladığımda
I'll cross the stream, I have a dream
Nehri geçeceğim, bir hayalim var
I'll cross the stream, I have a dream
Nehri geçeceğim, bir hayalim var
I have a dream, a song to sing, to help me cope with anything
Bir hayalim var, söylenecek bir şarkım, her şeyin üstesinden gelmeme yardımcı olacak
If you see the wonder of the fairy tale
Eğer masalların mucizelelerini görürsen
You can take the future even if you fail
Başaramazsan bile geleceğe sahip olabilirsin
I believe in angels, something good in everything I see
Meleklere inanıyorum, gördüğüm her şeyde iyi bir şey var
I believe in angels, when I know the time is right for me
Meleklere inanıyorum, benim zamanım olduğunu anladığımda
I'll cross the stream, I have a dream
Nehri geçeceğim, bir hayalim var
I'll cross the stream, I have a dream
Nehri geçeceğim, bir hayalim var
https://www.youtube.com/watch?v=IX79VxZ5j4g
I Have a Dream - Bir Hayalim Var
I have a dream, a song to sing, to help me cope with anything
Bir hayalim var, söylenecek bir şarkım, her şeyin üstesinden gelmeme yardımcı olacak
If you see the wonder of the fairy tale
Eğer masalların mucizelelerini görürsen
You can take the future even if you fail
Başaramazsan bile geleceğe sahip olabilirsin
I believe in angels, something good in everything I see
Meleklere inanıyorum, gördüğüm her şeyde iyi bir şey var
I believe in angels, when I know the time is right for me
Meleklere inanıyorum, benim zamanım olduğunu anladığımda
I'll cross the stream, I have a dream
Nehri geçeceğim, bir hayalim var
I have a dream, a fantasy, to help me through reality
Bir hayalim var, bir fantezim, gerçekleri atlatmama yardım edecek
And my destination makes it worth the while
Ve hedefim bunu daha değerli hale getiriyor
Pushing through the darkness still another mile
Bir mil daha varken beni karanlıktan geçiriyor
I believe in angels, something good in everything I see
Meleklere inanıyorum, gördüğüm her şeyde iyi bir şey var
I believe in angels, when I know the time is right for me
Meleklere inanıyorum, benim zamanım olduğunu anladığımda
I'll cross the stream, I have a dream
Nehri geçeceğim, bir hayalim var
I'll cross the stream, I have a dream
Nehri geçeceğim, bir hayalim var
I have a dream, a song to sing, to help me cope with anything
Bir hayalim var, söylenecek bir şarkım, her şeyin üstesinden gelmeme yardımcı olacak
If you see the wonder of the fairy tale
Eğer masalların mucizelelerini görürsen
You can take the future even if you fail
Başaramazsan bile geleceğe sahip olabilirsin
I believe in angels, something good in everything I see
Meleklere inanıyorum, gördüğüm her şeyde iyi bir şey var
I believe in angels, when I know the time is right for me
Meleklere inanıyorum, benim zamanım olduğunu anladığımda
I'll cross the stream, I have a dream
Nehri geçeceğim, bir hayalim var
I'll cross the stream, I have a dream
Nehri geçeceğim, bir hayalim var
Saturday, March 5, 2016
Yeşil, Doğa ,
Doğa sen çok güzelsin.... :-)
BAHAR GELİYOR
Damlardaki kar, saçaklardaki buz ,
Kanı kaynayan suya dar geliyor.
Haberin var mı? Oluklardan
Akan su sesinde bahar geliyor.
Duy güneyden estiğini rüzgarın ;
Göreceksin neler olacak yarın.
Yuvada çırpınan yavru kuşların
Uçmak hevesinde bahar geliyor.
Cahit Sıtkı TARANCI
BAHAR GELİYOR
Damlardaki kar, saçaklardaki buz ,
Kanı kaynayan suya dar geliyor.
Haberin var mı? Oluklardan
Akan su sesinde bahar geliyor.
Duy güneyden estiğini rüzgarın ;
Göreceksin neler olacak yarın.
Yuvada çırpınan yavru kuşların
Uçmak hevesinde bahar geliyor.
Cahit Sıtkı TARANCI
Friday, January 1, 2016
01.01.2016
Fotoğraf makinem yok bozuldu... :-( Bu nedenle ilk gün fotoğrafı çekemedim... Bende 2016 yılı hayalimin fotoğrafını ekleyim dedim... :-)
Bu arada yeni yıl dileği mesajı bırakan tüm okuyucu dostlarıma buradan sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum....
Sağlık, huzur, mutluluk hepimizle olsun....
Bu arada yeni yıl dileği mesajı bırakan tüm okuyucu dostlarıma buradan sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum....
Sağlık, huzur, mutluluk hepimizle olsun....
Tuesday, December 22, 2015
Yeni Yıl Köşem
Bir yıl daha bitti... Acısıyla, tatlısıyla... Bir yıl daha başlayacak umutla, beklentiyle, hayallerle... Umarım herkesin hayalleri gerçek olur...
Beklentileri sevgiyle karşılanır... Türkiyem içinde güzel ve hayırlı ve iyliklerle dolu bir yıl olsun...
Beklentileri sevgiyle karşılanır... Türkiyem içinde güzel ve hayırlı ve iyliklerle dolu bir yıl olsun...
Labels:
ondan bundan birazda benden
Saturday, December 19, 2015
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi
Birde bunlara uygun link verdim... Umarım yayınlayınca çalışır....
Gönülleri;
çaydan,
kahveden,
şiirden,
türküden,
sevgiden,
barıştan geçen insanlar var ya,
işte onlarla güzel bu dünya.
Ey gönül acılara sabret!
Çünkü onlar seni kahretmek için değil,
sınamak, terbiye etmek, kemale erdirmek için gelirler!
Hem de geçicidirler, ebediyen kalmayacaklar!
İmana ve ümide sarıl,
Bil ki, hiçbir gece ebedi değil,
her karanlığın sonunda bir fecir saklı!
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi
Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim.
Gece esen ve suçsuzların ahına karışan,
Yüz rüzgarı olmak isterdim.
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi
http://www.izlesene.com/video/sertap-erener-bende-sen/2803189
Gönülleri;
çaydan,
kahveden,
şiirden,
türküden,
sevgiden,
barıştan geçen insanlar var ya,
işte onlarla güzel bu dünya.
Ey gönül acılara sabret!
Çünkü onlar seni kahretmek için değil,
sınamak, terbiye etmek, kemale erdirmek için gelirler!
Hem de geçicidirler, ebediyen kalmayacaklar!
İmana ve ümide sarıl,
Bil ki, hiçbir gece ebedi değil,
her karanlığın sonunda bir fecir saklı!
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi
Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim.
Gece esen ve suçsuzların ahına karışan,
Yüz rüzgarı olmak isterdim.
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi
http://www.izlesene.com/video/sertap-erener-bende-sen/2803189
Labels:
ondan bundan birazda benden
Sunday, December 13, 2015
Grafiti
Sokaklar zaman zaman bu grafitierle çok eğlenceli... aşırı olmamak kaydı ile ve tabiki yaratıcı ve uygun ortamda olmaları da çok önemli... :-) iyi pazarlar...
Tuesday, November 10, 2015
Şehir- Konstantinos Kavafis
Şehir
'Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim', dedin
'bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.'
Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.
( Çeviren: Cevat Çapan )
Konstantinos Kavafis
The city
You said: “I’ll go to another country, go to another shore,
find another city better than this one.
Whatever I try to do is fated to turn out wrong
and my heart lies buried as though it were something dead.
How long can I let my mind moulder in this place?
Wherever I turn, wherever I happen to look,
I see the black ruins of my life, here,
where I’ve spent so many years, wasted them, destroyed them totally.”
You won’t find a new country, won’t find another shore.
This city will always pursue you. You will walk
the same streets, grow old in the same neighborhoods,
will turn gray in these same houses.
You will always end up in this city. Don’t hope for things elsewhere:
there is no ship for you, there is no road.
As you’ve wasted your life here, in this small corner,
you’ve destroyed it everywhere else in the world.
'Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim', dedin
'bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.'
Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.
( Çeviren: Cevat Çapan )
Konstantinos Kavafis
The city
You said: “I’ll go to another country, go to another shore,
find another city better than this one.
Whatever I try to do is fated to turn out wrong
and my heart lies buried as though it were something dead.
How long can I let my mind moulder in this place?
Wherever I turn, wherever I happen to look,
I see the black ruins of my life, here,
where I’ve spent so many years, wasted them, destroyed them totally.”
You won’t find a new country, won’t find another shore.
This city will always pursue you. You will walk
the same streets, grow old in the same neighborhoods,
will turn gray in these same houses.
You will always end up in this city. Don’t hope for things elsewhere:
there is no ship for you, there is no road.
As you’ve wasted your life here, in this small corner,
you’ve destroyed it everywhere else in the world.
Labels:
ondan bundan birazda benden
Monday, October 19, 2015
Mobbing- Duygusal Taciz
İran da oğlunu öldüren kadın ipte sallanan katilin yanına gidip tokat attıktan sonra af ediyor ve oğlunun katilini idam cezasından kurtarıyor. Tokat atana kadar katili affetmediğini içinde hiç böyle bir his olmadığını tokat attıktan sonra duygularının değiştiğini ve içine huzur geldiğini ifade ediyor.
Bende bu yazıyı tamda bu nedenle kaleme alıyorum… Yazıyı yazdıktan sonra mobbing uygulayan kimseleri af edebilmeyi umuyorum.
Mobbing yapılınca neler hissedersiniz? Duygusal taciz dedikleri şey ne? Nasıl doğru ifade edilir bilmiyorum. Bununla birlikte elimden geldiğince kısaca yaşadıklarımı anlatmaya çalışacağım.
Duygusal tacizi, yalnızlaştırma, başarısızlık, duygusal çöküntü olarak üç başlık altında toplayabiliriz.
Yalnızlaştırma nasıl gerçekleşiyor; genelde size takıntısı olan kişinin diğer kişileri örgütlemesi ile oluyor. Önce bu kişi bir yönetici veya işyerinde bulunduğu pozisyon nedeni ile herhangi bir nedenle güç sahibi ise bunu diğer çalışanları veya kendine bağlı çalışanları örgütleyerek kolaylıkla yapabiliyor. Bunun için tek nedeni sizi bir tehdit olarak görmesi. Bunun çeşitli nedenleri var, kariyeriniz, mutlu bir aile hayatınız, sosyal yaşantınız, insanların sizi dinlemesi , sevmesi, sayması, eğitim durumunuz, hayat görüşünüz ve her şeyden önemli GÜLMENİZ. Evet aslında bakınca nedenler çok abartılı değil. Herkes bunlara bir şekilde kısmen de olsa sahip olsa da ne yazık ki fark etmiyor. Başka bir değişle kendilerinde eksik olarak gördükleri ve takıntı yaptıkları konuları (duygu, düşünce, diploma, kariyer, fiziksel güzellik, giyim, davranış şekli, konuşma sitili) mobbing yapacakları kişinin elinden alarak onu da yoksun bırakmayı hedefliyorlar.
Gelelim yalnızlaştırmaya. Etraflarındaki çalışanları önce sizin işe yaramaz ve başarısız bir insan olduğunuz hakkında ikna etmekle başlıyorlar. İkna olmayanları yaptıkları işle tehdit etmeye başlıyorlar, ör: daha fazla iş yükü vererek, onunla ilgilenmeyerek, bak sen ona inanırsan seninde sonun onun gibi olur hissi ile tamamen seçim mecburiyetinde bırakarak kendi saflarına çekiyorlar. Aslında yalnızlaştırmayı istedikleri kadar kolay yapamıyorlar, çünkü gizlide olsa mobbing yapan kişinin bulunmadığı ortamlarda kurduğunuz ve sevgi ile devam ettirdiğiniz ilişkiler kısmen de olsa sürdürülebiliyor. Tabi ki bu zamanla şiddetleniyor ve çalışma arkadaşınıza kadar ulaşıyorsa hedefe %90 oranında ulaşılmaya başlandığını gösteriyor. Çalışma arkadaşınız sizinle kahve içerken birden bire içmemeye başlıyor, sizinle görünmemek için çeşitli nedenler uyduruyor, ör: yemeğe beraber giderken aniden gelen telefonlar veya benim ufak bir işim var onu hal edeyim siz gidin ben sonradan gelirim bahaneleri….
Güçlü ve olayın farkında olmanıza ve bunu çalışma arkadaşlarınızın yüzüne vurma cesaretiniz olmasına rağmen kabullenmediğiniz hep bir NEDEN SORUSU var. Yalnızlaştırmanın bir diğer şeklide yönetimsel bir olay ise toplantılara çağrılmamaya başlıyorsunuz, herkesin davetli olduğu yemekli eğlenceler için size davetiye verilmiyor. Hatırlıyorum da bir baloya benim dışımdaki tüm müdürler davet edilmişti . Zorlada olsa o davete gitmiştim. O gün mücadele etmek anlamlı gelmişti ama yıllar geçtikçe bu tarz insanlara değer vermemek, onları zavallı olarak görmek ve hatta onlarla konuşma isteğimin olmaması mücadele isteğimi tamamen söndürdü. Çünkü NEDEN sorusunun cevabını siz biliyorsunuz ama onlar bilmiyor. Dolayısıyla inançları değiştirmek hele de kendi İNANCINIZI değiştirmek yerine çok daha kolay olan bir yolu seçerek bulunduğunuz ortamı terk ediyorsunuz.
İkincisi Başarısızlıktı. İşte sizi en çok yaralayan ve en çok üzen konulardan biri bu oluyor. Başarısız olduğunuza inandırıyorlar. Daha önceleri hayranlıkla okudukları e-maillerinizde hatalar buluyorlar, daha önce başarı ile çözdüğünüz olayları eleştirerek aslında sizin çözmediğinizi destekle yaptığınızı vurguluyorlar, ödüller almanızı, belgeler almanızı yerden yere vurarak sizi iş yapamamakla suçluyorlar. Hiç unutmadığım örneklerden bir tanesini vermek istiyorum, bir toplantı yapılıyor başarısız olan işin suçlusu olarak ben gösteriliyorum. Yöneticinin yanında olan kişide bunu da var gücü ile kanıtlamaya çalışıyor. Önce debelenerek savunma yapıyorum, sonra bakıyorum dinlenmiyorum susmaya başlıyorum. Dediğim gibi insanların inançları değiştirilmiyor. Tek tesellim toplantıdan sonra masadaki en az 3 kişinin yanıma gelerek beni destekleyemedikleri ve beni yalnız bıraktıkları için özür dilemeleri olmuştu. Hayat işte diyorsunuz.
Ancak başarısızlığı derinlere kadar hissettirmeye başlamışlarsa tehlike çanları çalıyor. Siz daha çok hata yapmaya başlıyorsunuz, üzüntü, hayat kırıklığı ve çeşitli nedenler sizin iş yapma hevesinizi kırıyor, iki dakikada bitirdiğiniz iş 2 saatte ve binlerce hata ile bitiyor. Bunun sonucunda isteksizlik, dikkatsizlik, kendini yetkin hissetmeme hepsini en derinden hissediyorsunuz.
Üçüncüsü ve bana göre de en önemlisi bu oluyor, Duygusal Çöküntü. Yalnızlaştırma ve başarısızlıkla bir şekilde mücadele edip kendinizi telkin edebiliyorsunuz da duygusal çöküntüden yakanızı kolaylıkla kopartamıyorsunuz. Peki ama bu nasıl gerçekleşiyor. İş hayatında yaşadığınız bu üzüntüleri bir şekilde evinize ve ailenize onlarla konuşarak yansıtıyorsunuz. Türkiye zaten negatif bir ülke ve bulunduğumuz ortamda bir çok olumsuz duygu var bu nedenle bir müddet sonra arkadaşlarınız ve dostlarınızda ilettiğiniz negatif düşünceleri duymak istemiyorlar. Sizden uzaklaşmaya başlıyorlar. Daha az görüşme istekleri oluyor. Hatta bire bir görüşmeler yerine sizinle baş başa kalmak yerine üçerli, dörderli toplantıları tercih ediyorlar. İşte yıkıntının altında kalma durumu burada başlıyor. Dostlarınıza yansıtmamak, eşinize ve ailenize aktarmamak için kendi kabuğunuza çekiliyorsunuz ve iç dünyanızda hesaplaşmaya başlıyorsunuz.
Sonuç olarak, Mobbing yapanlar yaptıkları tüm uğraşılar sonucunda kısmen de olsa başarıya ulaşmış oluyorlar. GÜLÜMSEMENİZİ geçici bir süreliğine de olsa bırakıyorsunuz.
Her psikolojik taciz sonrasında yoluma devam ettim, ediyorum da. Arkamda bıraktıklarım sadece köleler (iş yerleri ve kapitalist dünyamızın doyumsuz fertleri), kişilikleri olmayanlar, zincirlerini kıramayanlar, özgür olamayanlar, mutlu olamayanlar, sahip oldukları unvandan güç alarak kendilerini güçlü görenler (aslında sizinle çalışamayacağız cümlesini bile söylemekten aciz olup binlerce takla attıktan sonra başkalarına söyleterek güçlü olduklarına inanlar), onları dava etmeyeceğimi öğrenmek için sürekli cümlelerle oynamaya çalışan kuklalar ve DUYGULARINI sürekli gizleyen insanlar…
Her ortamda kahkahayla ve yüksek sesle gülecek kadar ya da çok kolay ağlayacak ve duygularımı tüm yalınlığı ile gösterebilecek kadar cesurum. Hiçbir zaman kendimi olduğumun dışında birisi olarak gösterme çabam olmadı. Her zaman OLDUĞUM GİBİ ve GÖRÜNDÜĞÜM GİBİ BİR İNSAN OLDUM. Sanırım bu nedenle hep başım belaya giriyor…
Gelelim yazının başında söylediğim gibi yazıyı yazdıktan sonra af etme olayına. Yazıyı yazarken fark ettim ki aslında bu insanlar sayesinde bir çok kazanımlar elde ettim. Hayatla ilgili derslerimi aldım. Sadece İSTEMEDİĞİM öğretmenlerden ders aldım diyebiliyorum … Af etmek oda ayrı bir konu olsa gerek…..
Tuesday, August 25, 2015
Leylekler göç ediyor
Her sabah uyandığımda camdan dışarıya ve gözkyüzüne bakarım. 23 Ağustos pazar günüde aynı şeyi yaptım ve sevgili leylekleri gördüm... Göç ediyorlar. Bu göç olayı bana hep hüzünlü geliyor nedense... Sanki geri döndüklerinde evlerine bulamayacaklar gibi... Helede İstanbul yakınlarında bukadar betonun içinde.... Birde tabiki göç yolları ve uçaklar...
Yıllara baktım geçen yılda , ondan önceki yılda aynı tarihlerde göç etmişler... Güle güle gitsinler, güle güle gelsinler ..yolları açık olsun .. nediyeyim... Yaşam alanları bol olsun...
Yıllara baktım geçen yılda , ondan önceki yılda aynı tarihlerde göç etmişler... Güle güle gitsinler, güle güle gelsinler ..yolları açık olsun .. nediyeyim... Yaşam alanları bol olsun...
Monday, August 24, 2015
1000 yazım...
1000 yazım.... 10 yılda tam tamına 1000 yazı... Bu yazının ne olacağını çok merak ediyordum.... Kendiliğinden sıradaki fotoğraflarım neyse o olacaktı ama biraz hile yaptım. Leylekleri, fotoğraf sergisi yazısını ve yağmurda yaprakları bir kenara bırakarak kendimi ön plana çıkarttım....!!!
Bu vesile ile eski blog arkadaşlarımın yazılarına baktım bazıları 2012de birçoğuda 2014 de yazı yazmayı bırakmışlar.... Üzüldüm demek ki bende 2 yıldır blog okumuyormuşum çok ayıp.... Sonra izleyici sayıma baktım... 347... acupofcaffeinein daha çok takipçisi olmasını isterdim ama olmamış... Buradan beni izleyen sadık izleyicilerime teşekkürler.
Son olarak 15 Mayıs 2007 de Yıldızcım tarafından yazılan ve beni anlatan yazısını buldum (altta yazıyı tekrar yayınlıyorum). O zamanlar birbirimizi 3 yıldır tanıyormuşuz şimdi 11 yıl oldu. Ne çok güzel anı birlikte yaşadık... Onunla gerçek hayatta, sizlerlede sanal hayatta. İşte bu nedenle güzel anları bol olan bir hayatımız olsun...Hayatımız paylaştıkça güzel...Acılarımızın az olduğu, dostlarımızın bol olduğu güzel günleri hep birlikte sağlıklı olarak yaşamak dileğimle....
En son son olarak;
Hayatlarınıza herzaman bir fincan kafin kadar canlılık verebilmek umuduyla....
Yıldız tarafından yazılan yazı 15 Mayıs 2007.... :
""Geçtiğimiz gün O'nunla tanışmamızın üzerinden tam 3 yıl geçti. Güzel bir tesadüf eseri tanışma yıldönümümüzde yine beraberdik.
Tanıştığımız gün, ben O'nun yaşadığı şehirdeydim bir iş toplantısı için. Stresliydim biraz da. Akşam yabancı konuklarımızı yemeğe götürmüştük, O'da gelmişti bu yemeğe, ayaküstü tanışmış ve uzak köşelerde oturmuştuk. Yemek bitmiş otele doğru yürürken yanıma gelmiş ve "sen de epey gezmeyi seviyormuşsun duyduğuma göre" demişti bana. O'na "nerden duydun?" diye sormuştum ben de. Sonra ayırılmıştı yollarımız o gecelik.
Ben çok kez yine gittim O'nun yaşadığı ve benim çok sevdiğim o güzel şehre. Ama şimdi bu satırları yazarken anlıyorum O'nunla gezince ayrı bir güzelliğe bürünmüş bu şehir. Tanıdığım hiç kimseye benzemiyor O. O'nun gözlükleriyle bakınca dışarıya, bir yandan etraf şenleniyor, diğer yandan da pek çok kişiye sıradan gelen, canınızı çok ama çok acıtıyor.
O'nunla beraber yemek hazırlamak da bir oyun, yaptığım basit bir salataya bile övgüler sıralayabiliyor. Taksi şöförlerinin bile bilmediği tüm sokakaları biliyor, yeni yerler keşfediyor, sonra da bu keşifleri beraber yeniden keşfediyoruz ya da yeni keşifler yapıyoruz. O'nunla trafik keşmekeşi de yaşanmaz o koca şehirde, üstelik harika bir şoför DJ'dir de. Harika bir tatil arkadaşıdır aynı zamanda. Tatil planlarını önceden araştırır ve geliştirir, mesleğinin hakkını tam verir.
Herhangi biriyle, mesela bize servis yapan garsonlarla çok çabuk iletişim kurar, böylece zaten beraber olduğumuz için keyifli olan anları kat kat keyifli hale getirir. Katışıksız bir ruhu vardır, çektiği fotograflar, yazdığı yazılar oldukça saftır. Özellikli hediyeler hazırlamayı çok iyi bilir. En küçük hediye bile O'nun eli değince sıradışı olur. Bazen belki aylar öncesinden kurar hediye fikrini. Hediyeden ziyade O'nun hediye fikridir zaten özel olan.
Başka hiç kimseye benzemediğinden O'na "deli" derim ben. Ama deli olmasaydı ben de bu satırları yazamazdım sanırım.
Zariftir ve kırılgandır da aynı zamanda. Bunca rengin altında elbetteki karanlık kuytular da vardır derinliklerde. Öğrenmiştir onlarla yaşamayı ve etrafındakilere bunları göstermemeyi. Ama ben O'nu bu rengiyle de severim ve beklerim gösterebilmesini istediğinde. Sadece "tatlı hayatın da acı hayatında paylaşılabilir olduğunu" bilmesidir istediğim.
Uzaklardan bile olsa aynı şeyleri beğeniriz, alırız, kullanırız. Binlercesi arasından aynı çalışmayı seçip duvarkağıdı yapmışlığımız vardır mesela.
Daha yeni döndüm sayılır O'nun yanından, daha erken gitmez isem, yakında önemli bir gününde yine O'nun yanında olacağım.
Bu vesile ile eski blog arkadaşlarımın yazılarına baktım bazıları 2012de birçoğuda 2014 de yazı yazmayı bırakmışlar.... Üzüldüm demek ki bende 2 yıldır blog okumuyormuşum çok ayıp.... Sonra izleyici sayıma baktım... 347... acupofcaffeinein daha çok takipçisi olmasını isterdim ama olmamış... Buradan beni izleyen sadık izleyicilerime teşekkürler.
Son olarak 15 Mayıs 2007 de Yıldızcım tarafından yazılan ve beni anlatan yazısını buldum (altta yazıyı tekrar yayınlıyorum). O zamanlar birbirimizi 3 yıldır tanıyormuşuz şimdi 11 yıl oldu. Ne çok güzel anı birlikte yaşadık... Onunla gerçek hayatta, sizlerlede sanal hayatta. İşte bu nedenle güzel anları bol olan bir hayatımız olsun...Hayatımız paylaştıkça güzel...Acılarımızın az olduğu, dostlarımızın bol olduğu güzel günleri hep birlikte sağlıklı olarak yaşamak dileğimle....
En son son olarak;
Hayatlarınıza herzaman bir fincan kafin kadar canlılık verebilmek umuduyla....
Yıldız tarafından yazılan yazı 15 Mayıs 2007.... :
""Geçtiğimiz gün O'nunla tanışmamızın üzerinden tam 3 yıl geçti. Güzel bir tesadüf eseri tanışma yıldönümümüzde yine beraberdik.
Tanıştığımız gün, ben O'nun yaşadığı şehirdeydim bir iş toplantısı için. Stresliydim biraz da. Akşam yabancı konuklarımızı yemeğe götürmüştük, O'da gelmişti bu yemeğe, ayaküstü tanışmış ve uzak köşelerde oturmuştuk. Yemek bitmiş otele doğru yürürken yanıma gelmiş ve "sen de epey gezmeyi seviyormuşsun duyduğuma göre" demişti bana. O'na "nerden duydun?" diye sormuştum ben de. Sonra ayırılmıştı yollarımız o gecelik.
Ben çok kez yine gittim O'nun yaşadığı ve benim çok sevdiğim o güzel şehre. Ama şimdi bu satırları yazarken anlıyorum O'nunla gezince ayrı bir güzelliğe bürünmüş bu şehir. Tanıdığım hiç kimseye benzemiyor O. O'nun gözlükleriyle bakınca dışarıya, bir yandan etraf şenleniyor, diğer yandan da pek çok kişiye sıradan gelen, canınızı çok ama çok acıtıyor.
O'nunla beraber yemek hazırlamak da bir oyun, yaptığım basit bir salataya bile övgüler sıralayabiliyor. Taksi şöförlerinin bile bilmediği tüm sokakaları biliyor, yeni yerler keşfediyor, sonra da bu keşifleri beraber yeniden keşfediyoruz ya da yeni keşifler yapıyoruz. O'nunla trafik keşmekeşi de yaşanmaz o koca şehirde, üstelik harika bir şoför DJ'dir de. Harika bir tatil arkadaşıdır aynı zamanda. Tatil planlarını önceden araştırır ve geliştirir, mesleğinin hakkını tam verir.
Herhangi biriyle, mesela bize servis yapan garsonlarla çok çabuk iletişim kurar, böylece zaten beraber olduğumuz için keyifli olan anları kat kat keyifli hale getirir. Katışıksız bir ruhu vardır, çektiği fotograflar, yazdığı yazılar oldukça saftır. Özellikli hediyeler hazırlamayı çok iyi bilir. En küçük hediye bile O'nun eli değince sıradışı olur. Bazen belki aylar öncesinden kurar hediye fikrini. Hediyeden ziyade O'nun hediye fikridir zaten özel olan.
Başka hiç kimseye benzemediğinden O'na "deli" derim ben. Ama deli olmasaydı ben de bu satırları yazamazdım sanırım.
Zariftir ve kırılgandır da aynı zamanda. Bunca rengin altında elbetteki karanlık kuytular da vardır derinliklerde. Öğrenmiştir onlarla yaşamayı ve etrafındakilere bunları göstermemeyi. Ama ben O'nu bu rengiyle de severim ve beklerim gösterebilmesini istediğinde. Sadece "tatlı hayatın da acı hayatında paylaşılabilir olduğunu" bilmesidir istediğim.
Uzaklardan bile olsa aynı şeyleri beğeniriz, alırız, kullanırız. Binlercesi arasından aynı çalışmayı seçip duvarkağıdı yapmışlığımız vardır mesela.
Daha yeni döndüm sayılır O'nun yanından, daha erken gitmez isem, yakında önemli bir gününde yine O'nun yanında olacağım.
Veeeee O bir fincan kafeindir canlılık veren :)
O kadar uzayabilir ki bu yazı...
O kadar uzayabilir ki bu yazı...
Böyle özel zamanlar iyi ki var, karşılıklı bildiğimiz ama birbirimize bu kadar net söylemediklerimiz içimizden çıkıyor böylece.
O'na şarkı:
O beni prenses peri sanıyooooooo...."
O'na şarkı:
O beni prenses peri sanıyooooooo...."
Thursday, August 20, 2015
998 yazım ve 1000 yazıda hediye
Herkese günaydın....
2005 yılından beri toplam 997 yazı yazmışım bununla birlikte 998 yazı oldu, buda yılda yaklaşık olarak 100 yazı eder. Ayda da ortalama 8 yazı diyelim....
Başlarda herşey hakkında yazarken sonradan yerini çoğunlukla gezilere ve gezi yazılarına ve sonrasında da fotoğraflara bıraktı.
Zaman zaman blog yazmayı bırakmak istedim (blog sayfamı, gmailiml ve picasa adresimi hack ederek fotoğraflarıma ve yazılarama ulşan kişi yüzünden ve aynı zamanda iznim olmadan fotoğraflarımı alıp pinterest de , instagramda veya turizim sayfalarında izinsiz kullanan kişiler yüzünden) ama parantez içinde yazdığım nedenler yeterli gelmedi ve 10 yıldır verdiğim emek ağır bastı ve benden bir parçanın olduğunu düşündüğüm bu günlüğü kapatmamı engelledi.
Acupofcaffeine sayesinde birçok arkdaşım oldu (iyiki varlar) ve onların yazdığı yorumlar sayesinde sürekli bloguma yazı yazmak istedim...
Zaman zaman eski yazılarıma geri dönerek "ya şu yılın Mayıs ayında veya Aralık ayında ne yapmışım" demek de pek hoşuma gitmiyor değil hani.... :-)
2012 ve 2014 yıllarında iş tempomun çok yoğun olmasından dolayı çok fazla yazı yazamadım. Önümüzde ki yıllarda yazı sayım artabilir kimbilir? :-) Bu arada yeni bir blog açmayı planlıyorum hatta iki şimdilik onlar süpriz olsun.
Gelelim bu yazsının asıl amacına 1000'nci yazıma ilk yorumu yapacak olan okuyucuma bir fotoğrafımı büyüterek armağan etmek istiyorum. Bu fotoğraf okuyucumun kendi seçtiği de olabilir yada tamamen bana bırakarak benim seçttiğim bir fotoğraf da olabilir. :-) Şimdilik benden bukadar. 1000 yazıda görüşmek üzere...
2005 yılından beri toplam 997 yazı yazmışım bununla birlikte 998 yazı oldu, buda yılda yaklaşık olarak 100 yazı eder. Ayda da ortalama 8 yazı diyelim....
Başlarda herşey hakkında yazarken sonradan yerini çoğunlukla gezilere ve gezi yazılarına ve sonrasında da fotoğraflara bıraktı.
Zaman zaman blog yazmayı bırakmak istedim (blog sayfamı, gmailiml ve picasa adresimi hack ederek fotoğraflarıma ve yazılarama ulşan kişi yüzünden ve aynı zamanda iznim olmadan fotoğraflarımı alıp pinterest de , instagramda veya turizim sayfalarında izinsiz kullanan kişiler yüzünden) ama parantez içinde yazdığım nedenler yeterli gelmedi ve 10 yıldır verdiğim emek ağır bastı ve benden bir parçanın olduğunu düşündüğüm bu günlüğü kapatmamı engelledi.
Acupofcaffeine sayesinde birçok arkdaşım oldu (iyiki varlar) ve onların yazdığı yorumlar sayesinde sürekli bloguma yazı yazmak istedim...
Zaman zaman eski yazılarıma geri dönerek "ya şu yılın Mayıs ayında veya Aralık ayında ne yapmışım" demek de pek hoşuma gitmiyor değil hani.... :-)
2012 ve 2014 yıllarında iş tempomun çok yoğun olmasından dolayı çok fazla yazı yazamadım. Önümüzde ki yıllarda yazı sayım artabilir kimbilir? :-) Bu arada yeni bir blog açmayı planlıyorum hatta iki şimdilik onlar süpriz olsun.
Gelelim bu yazsının asıl amacına 1000'nci yazıma ilk yorumu yapacak olan okuyucuma bir fotoğrafımı büyüterek armağan etmek istiyorum. Bu fotoğraf okuyucumun kendi seçtiği de olabilir yada tamamen bana bırakarak benim seçttiğim bir fotoğraf da olabilir. :-) Şimdilik benden bukadar. 1000 yazıda görüşmek üzere...
Wednesday, August 19, 2015
Bugün Adına
41 günde 53 şehit... Ülkeme yazık oluyor... Çok üzülüyorum.. Gerçekten çok üzülüyorum....
Umarım bugünlerin sorumlusu olan herkes hak ettiği cezayı bulur... Şehitlerimizin hakları onlara haram olsun...
Labels:
ondan bundan birazda benden
Sunday, July 26, 2015
Kahvaltı keyfi
En sevdiğim öğün kahvaltıdır. Hazırlamasıda yemeside benim için çok keyiflidir... :-) Bu seferde evdeki sofrayı boğaza taşıdık...:-) Nefis bir kahvaltı keyfinin ardından 6 km yürüyüş yaptık... İşte böyle bugünde bitti... :-)
Labels:
İstanbul,
ondan bundan birazda benden
Wednesday, March 4, 2015
Saturday, February 28, 2015
Saturday, February 21, 2015
Kış manzaraları
Karın altındaki bu güzelliğe bayıldım... :-) Gemiş yıllara bazen geri dönüyorum yazılarımı okuyorum. Ne uzun uzun yazıyormuşum bloguma... Yine fırsat buldukça uzun uzun yazmak istiyorum... Serçe fotoğraf tamamen anlıktı... :-) Ne güzel bir gündü... Parlak masmavi, güneşli... 3 gün kar sanki hiç yağmamış gibiydi... bizim sokaklarda yerde kar bile yoktu... sanki o tipiler olmamış, kar yağmamış...
yeni bir hobi edindim... her gün yaşadığım güzel bir olayı kayıt etmeye başladım...:-) bugün için karın altında bulduğum bu papatya olsun...
Labels:
ondan bundan birazda benden
Thursday, February 19, 2015
17-20 Şubat Kar
pencereden çekilen kar fotoğrafı.... arşivde olsun en son 1987 de bu kadar çok kar yar yağmış... çok ilginç ama 1987 deki karı çok net hatırlıyorum. arabaların üstünü, bahçenin içinde kar topu oynayışımızı vs... ama hiç 200 milyon tl'lik bir maliyeti, yüzlerce aracın birbirine girdiği kazayı hatırlamıyorum... haberlerde çocukların okulun tatil edimesinden dolayı mutlu olduklarını hatırlıyorum. çok emin olmasamda kamu çalışanları için bir gün iş yerleri tatil edilmişti.... o zamanlar herşey temizdi... bukadar kirlenmemiştik... kartopu oynadı diye bıçaklayıp öldürülmüyordu insanlar.... kardan adama kimseler puttur demiyordu... bilemiyorum .... Çok kirlendik, çok çirkenleştik bu aralar...
Labels:
ondan bundan birazda benden
About
.
Search This Blog
About Me
Translate
Popular Posts
-
Çok güzel bir haftasonu geçirdik. Biraz yorucuydu ama her saniyesine değerdi. Uzun zamandır Cunda'ya gitmek istiyordum ve kısmet bu haft...
-
Bu blog tam 3 yaşında...:-) Kahve içerken aldığım keyif bir başkadır benim için...Blogumdaki yazılarında öyle olmasını arzu ediyorum... ...
-
Zeytinyağlı Biber Dolması Hayatımda ilk defa biber dolması denedim (Anneler ne için var...:-)).Süper oldu. Bu leziz tarifi sizinle de paylaş...
-
Çok ender yazarım bu tür yazıları ama bugün içimden geldi ve yazdım. Amacım kimseyi kırmak, eliştirmek veya üzmek değil sadece bugünkü düşü...
-
Büyükada'ya Sevgili Berceste ile beraber gittik...Bu son 4 ayda belkide 5.nci gidişim ama her defasında ayrı bir güzellik görüyorum...Ta...
-
İyiki doğdum ben...:-) Happy birthday to me...:-) Sadece şarkının bazı bölümleri...:-) Her yıl olduğu gibi bu yılda kendime armağan ediyo...
-
"bir insanı sevmekle başlar herşey..." demiş Sait Faik Abasıyanık... Geçen haftasonu böyle başladı... canım arkadaşlarım uzaklarda...
-
Prenses Ceylinus tam 1 yaşında... H A P P Y B I R T H D A Y C E Y L İ N U S... Canımus yiğenumus tam tamına bir yaşında... Sanki dün doğmuş...
-
Yazı yazmak,gördüklerimi, yediklerimi ve içtiklerimi anlatmak istiyorum ama hiç vaktim olmuyor.En kısa sürede söz...Biraz daha fotoğraf... ...
Yasal Uyarı
Fotoğrafların korunması konusu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) m.84′de düzenlenmiştir. "Bir işareti, resim veya sesi, bunları nakle yarıyan bir alet üzerine tesbit eden veya ticari maksatlarla haklı olarak çoğaltan yahut yayan kimse, aynı işaretin, resmin veya sesin 3 üncü bir kişi tarafından aynı vasıtadan faydalanılmak suretiyle çoğaltılmasını veya yayımlanmasını menedebilir.
Fotoğrafların telif hakkı acupofcaffeine aittir. İzinsiz kullanımı durumunda her türlü yasal yola başvurulacaktır.
Blog Archive
geziyorum
Labels
- adalar (34)
- adana (1)
- akyaka (1)
- alaçatı (7)
- almanya (2)
- Amsterdam-Belçika (3)
- ankara (3)
- antakya (1)
- Antalya (10)
- assos (1)
- avusturya (9)
- ayvalık (4)
- baden baden (1)
- bafa gölü (2)
- batum (2)
- bodrum (1)
- bolu (2)
- bozcaada (3)
- bulgaristan (1)
- bursa (12)
- çatalca (7)
- çeşme (2)
- chios (4)
- Çıralı (5)
- colmar (1)
- cumalıkızık (1)
- cunda (5)
- dalyan (1)
- datça (7)
- doğu karadeniz (4)
- efes (1)
- eqisheim (1)
- fethiye (4)
- foça (3)
- Fransa (21)
- geziyorum (486)
- göcek (2)
- Gökçeada (6)
- gölyazı (2)
- greece (4)
- hiç. (1)
- iğneada (4)
- ispanya (11)
- ist (1)
- İstanbul (152)
- İstek-hikaye (2)
- italya (22)
- izmir (2)
- iznik (4)
- kapadokya (12)
- karadeniz (6)
- karagöl (1)
- kıbrıs (6)
- ku (1)
- kutlama (1)
- lavanta (1)
- likya yolu (5)
- linklerim (2)
- manyas (1)
- manyas kus cenneti (4)
- marmaris (1)
- okuyalım öğrenelim (27)
- ondan bundan birazda benden (351)
- pamukkale (1)
- polonezköy (3)
- Prag (3)
- romanya (1)
- safranbolu (3)
- sanatsal etkinliklerim (51)
- sapanca (1)
- Semtler (58)
- side (4)
- sinop (6)
- şirince (1)
- sofya (1)
- taraklı (2)
- tasarım (3)
- türkiye (181)
- uçmakdere (1)
- Ukrayna (9)
- urla (1)
- yalova (1)
- yaşam (14)
- yeme içme (1)
- yemeklerim (13)
- yunanistan (10)
sevdiklerim
mutfaktan nefis kokular geliyor
Yeni Eklenenler
Search this blog
Followers
Powered by Blogger.
Copyright (c) 2010 A CUP OF CAFFEINE. Design by WPThemes Expert
Blogger Templates, Grocery Coupons and Daily Fantasy Sports.























