skip to main |
skip to sidebar
Tek tek yazıyorum. Ha gayret modundayım. İlk 5 fotoğrafı yayınlamamın nedeni şehri bu şekilde çok beğenmiş olmam. Sokak sonlarında minik parklar. Sokaklar çift taraflı ağaçlı. Renga renk bir dünya.
Gunpowder Tower. Burası bir baruthane. İçerisi cafe, restaurant ve toplantı yeri olarak kullanılıyor. Benim en beğendiğim yanı hemen önündeki bu iki aslan heykeli. Biri kapının sağında diğeri solunda duruyor. Ne tatlı gülümsüyorlar değil mi. Aslan Lviv'in aynı zamanda sembolü biliyorsunuz değil mi?. tabi yeniden söylemeden edemeyeceğim içinde bulunduğu parkta bir mola verin dinlenin.
Lviv meeting point. Bu hemen Dominican Church'ün ( Soli Deo Honor et Gloria) yanı. Rynock square'in de başlangıcı. Fotoğrafta gözükmüyor belki ama hemen önünde içinde hediyelik eşyaların satıldığı kırmızı bir vagon var. Cumartesi sabahları burada ikinci el kitap satış alanı kuruluyor. Kitaplara şöyle bir baktımda çoğunlukla siyasi ağırlıklıydı.
Burada bir parantez açayım. (gazeteleri teyzeler satıyor ve ellerinde taşıyorlar. Orada taşın üstüne koyuyorlar ve herkes istediğini alıyor). Çok emin olmamakla beraber gazeteler büfelerde satılmıyor diyebilirim.
Burası Italian Square olarak geçiyor. Tarih müzesinin içinde bir yer. Cafe olarak kullanılıyor O nedenle müzeği gezmek istemezseniz burada bir kahve molası verebilirsiniz. Ben beğenmedim çok. Bana biraz nargile mekanlarını andırdı. Belki baharda balkonlardan sarkan çiçeklerle romantik bir görüntüye biürünüyordur kimbilir.
Boim kilisesi. Muhteşem bir dış önyüzü var. 1609- 1615 yılları arasında yapılmış ve UNESCO dünya mirası listesinde.Georgy Boim ( György Boym in Hungary) Maceristanda doğmuş bir tüccar ve kendi ailesi adına bir kilise yaptırmak ister. kendi döneminde başlar oğlu kiliseyi bitirir. İçinde Boim ailesinin 14 ferdinin mezarı bulunuyor. Bunun mimarisinde de İtalyan esintisi varmış.
Onu bunu bilmem bu kilisenin diğer kiliselere oranla katı kuralları vardı. Öyle her an içeri almıyorlardı . ancak bulunduğu sokakta çok güzel bir restaurant ve kafe var. Kafenin ismini 4. bölümde yazarım.
Rynock meydanında ki tüm binalar aslına uygun restore ediliyor. Bu balkona ve bu binanın pencerelerine hayran oldum. aslında tek tek her binanın pencerelerini kapılarını, çatılarını göstermek isterdim ama burada mümkün değil.
Lviv opera binası. Eskiden Poltva nehrinin bataklığının üzerinde kurulmuş. Operanın içindeki kitabede 1897-1900 tarihleri arasında yapıldığı yazıyor. Tabiki bu binada UNESCO Dünya Mirası listesinde. Özgürlük meydanın ağaçlıklı yolun sonunda yer alıyor.
Operanın hemen sağ alt kapısının altında mağra gibi bir yerde restaurant var. ekranda nehir görüntüsü filan gösteriyorlarmış içine girdik ama göremedik. Restaurant olarak içerisi fena gözükmüyordu.
Buda Tiyatro binaları. Dediğim gibi Başbakanları çıkmış halka "yeni bir alt yapı ve kanalizasyon sistemi mi inşa edim yoksa tiyatro binası mı istersiniz" diye sormuş. Halk tabi ki tiyatro binası istemiş. Kültür bu olsa gerek. Aşağıda gördüğünüz tiyatro binası "Mariya Zankovetska National Academic Ukrainian Theatre" yapılmış. Lesya Ukrayinka Sokağı ile Prospekt Svobody sokağının arasında. İsimlerini veriyorum çünkü hemen önlerinde saat 17:00 ye kadar açoık olan ve hediyelik eşya satıcılarının bulunduğu bir pazar kuruluyor.
Taiki bol miktarda tabloyu, bez bebekleri, ahşap kutuları burada bulabilirsiniz.
Buranın da hikayesi değişik. Heykeli bulunan bu kişi merkez başkanlığı döneminde zimmetine para geçirmiş. Neyse onlarda onu cezalandırmışlar ama aynı zamanda mezarını bu meydandaki bir restauranın merdivenlerinin önüne yapmışlar ki her gelen geçen üzerine basarak onu cezalandırsın diye.
Buranın içindeki restauranta biz et yemeği yedik. Oldukça lezzetliydi diyebilirim. Birde oldukça büyük bir bira koleksiyonları var. 250 çeşit ?? olabilir. Kendi el yapımı biraları da var.
Gaz lambasının mucidi aşağıdaki fotoğrafta . Burası aslında bir kafe restaurant, onların değimi ile müze!! . İçerisi gaz kokuyor. !! Birde tabiki değişik türlerde vodka. Artık gazdan mı yoksa vodkadan mı kafa bulunur bilmem ama benden bilgi vermesi.
"Viyana dan, Lviv ‘e 1853 yılında Lviv ‘li Eczacılar Jan Zech ve Ignacy
Łukasiewicz tarafından getirilen İlk Gas Lambası Örnekleri zaman
içerisinde büyük bir Koleksiyona dönüşmüştür. Bugün Gas Lamb Pub-
Museum ‘da 200 ‘ü geçkin örneğini görebilirsiniz.
Gas Lambasının Mucitleri Hemen Girişte Sizi Karşılar. Girişte Bronz
“Tunç” Jan Zeh ile aynı masa da oturup hatıra fotoğrafı
çektirebilirsiniz. Hemen Kafanızı yukarı kaldırdığınızda 3. Kat tan
diğer mucitimiz Ignatius Lukaşeviç sizi gözlüyordur." kaynak : http://www.lvivhaber.com/lviv-gaz-lambasi-muze-pub-restoran/
Lviv birinci bölümde Potocki Sarayının (Potocki Palace) fotoğraflarını eklemişim ama bahs etmemişim. (Lviv -1. bölüm sondan 5-6-7-8 fotoğraflar).
Potocki Sarayı 1880'lerde Avusturya'nın eski Bakanı Jozef Potocki tarafından şehir merkezinde inşa edilmiş. Amaçları burayı saygın bir yerleşim bölgesi yapmakmış. Sarayın mimarı Fransız Louis Dauvergne, Fransa daki Hotel Particiluer den esinlerek inşaa etmiş. Saraya derinlik hissi verilmek için önünce park gibi birşey yapılmış. Ama 20 yy da bu park alanı bir apartman ağına dönüşmüş !! (tabi ki TOKİ 'nin İstanbula yaptıkları yanında solda sıfır kalır)
Sarayın arkasında bahçesi var. Bahçesinden koyduğum fotoğraflarda o devrin surları kapıları ve şehrin görünümü düşünülerek ortam canlandırması yapılmış heykelcikler görebilirsiniz. Aslında arkasındaki atölyede hala daha sanat çalışmaları devam ediyor.
1940 yılında Sovyetlerin eline geçmiş olan bu saray 1972 yılında düğün törenleri yapılmak üzere yeniden restore ediliyor. 2000'li yıllarında Saray Ukranya Cumhurbaşkanına konut olarak tahsis ediliyor. Sarayın içi çok mükemmel değil. Bir kaçtane koltuk takımı, bir kaç tablo var. Zaten bir katını dolaşabiliyorsunuz. Yaşlı teyzeler her odada sizi gözetliyor olacak. :-) Son olarak 2016 yılında Bayanlar Dünya Satranç Şampiyonası maçları bu sarayda oynanmış.
Burada gördüğünüz birinci ve ikinci fotoğraflar Lviv Polytechnic National University'e ait. Bu üniversite 1816 yılınmda kurulmuş. Polonyada ki Warsaw Polytechnic üniversitesi ile birlikte orta avrupanın en güçlü üniversitesiymiş. Toplam 16 enstitüsü ve 114 departmanı varmış. Aynı zamanda Ulusal Savunma Üniversitesi (Askerlik Enstitüsü) olarak da kullanılıyormuş.
İlk fotoğraf kütüphanesine ait. Güzel bir bahçesi var ama tabiki USA'daki kampüsler gibi değil ne yalan söyleyeyim. Evet hemen yanında Olga and Elizabeth Kilisesi var. Oraya yürüyelim ve kulesine çıkalım.
Olga and Elizabeth Church. Yunan kilisesi. Tarihçesini çok vermek istemiyorum. Bana göre içerisi de diğer kiliseslere oranla çok daha sadeydi.
Kilisenin içindeki banklara oturarak biz nereye kadar gelmişiz diye haritamızdan bakalım dedik. Bu arada bir rahibede bizi izliyordu. Sonunda dayanamadı yanımıza geldi. Kendi dilinde konuştu ama sonunda anlaştık bize "kuleye çıkmak istiyormusunuz" diye soruyormuş meğersem.
Eeee çıkalım dedik. Yeni de Town Hall' a çıkmış ve bir ton da yol yürümüş olmamıza rağmen rahibenin hatrı kırılmasın istedik. 1 TL ye yada 10 grivnaya kuleye çıkıyorsunuz. Çıkarken değilde inişte dönmenmekten resmen başım döndü.
Buradan şehrin diğer bir tarafının manzarası, üniversite kampüsünü vede şehrin turistik olmayan diğer tarafı görülebiliyor.
St. George Cathedral'i 1744- 1760 yılları arasında barok tarzında yapılmış bir yunan kathedrali. Çok tarihi bilgisine sahip değilim. Ama bulunduğu alanın çok güzel olduğunu belirtmeden edemeyeceğim. Bir tepenin üzerine kurulu. Önü ve arkası park. Hatta buradan şehrin merkezini bile görebiliyorsunuz.
Önündeki parkın içinde o kadar güzel ağaçlar vardı ki. Neyazık ki hem ışık çok yeterli değildi hemde cep telefonu ancak bukadar çekiyordu, o yüzden güzelliği gösteremiyorum.
Aşağı doğru yürümeye başlayınca aslında sabahleyin yokuş yukarı tırmanmış olduğumuzu anladık. :-) Hiç farketmemişiz. Nasıl yürümüşsek artık. :-) Bu arada aşağıya doğru yürüdüğünüzde karşınıza çıkan park Ivan Franko Park.
Ivan Franko'nun heykeli. Bu park sanıyorum Lviv'in en beğendiğim parkı oldu. Hemen yanında tezgah açmış el işi satan sanatçılarda bulunuyordu.
Ağaçların güzelliği renkleri nefisti.
Özgürlük meydanı. Aşağıdaki fotoğrafın solunda opera binası var. Çift yönlü ağaçlar ve banklarda satranç oynayan amcaları Odessa da olduğu gibi burada da görebilirsiniz.
Tarihi Eczane. Bu eczanenin dış görünüşüne ait fotoğrafları 3 veya 4. bölümde yayınlamış olabilirim.
Eczane yerin altında . İkinci dünya savaşı sırasında daha öncede dediğim gibi bu yer altında ayrı bir dünya kurulmuş. İlaçlar burada yapılmış ve buradan dağıtılmış.
Evet meşhur Rynock meydanın gece görüntüsü. Dans edenler, kaliteli sokak müziği herşey var. :-)
Aşağıda ki kapıyı çok beğenmiş olmalıyım. Güzdüz ayrı çekmişim, gece ayrı . İçerisi bir sanat galerisi.
Meşhur çikolata atölyeleri. Bizim aldığımız yerin kağıdını atmamıştım. Bulursam ismini son bölümde yazarım. Dükkanın içi oldukça güzeldi. yeride Rynok meydanın bir arka paraleli gibiydi.
Opera binasının gece görüntüsü.
Bu sokak önemli.Çünkü bir hikayesi var. Çıkmaz bir sokak. Şemsiyelerin üzerinde sağ üst köşede eğri bir merdiven görüyorsunuz. Bu merdiveni oraya koymuşlar. Aslında amaçları her çıkmaz da mutlaka bir çıkış yolunun olduğunu göstermekmiş... Başarılılarda. Bu sokağın tamamı sanat galeri ile doluydu.
Sanat içine tükürmek için değil de belkide içinde yaşayarak hayatı daha güzel görmek için vardır. Kimbilir.
google-site-verification: google6264df489a134469.html