Tuesday, October 23, 2007

Gökçeada- Son

 
Posted by Picasa

 
 
 
 
 

 

Son olarak görmeden dönmeyin bölümü...
1. Gizli Limanı
2. Türkiyenin en batı noktası (ince burnu)
3. Laz Koyunu
4. Kapıkayayı
5. Tuz gölünü
6. Köyleri
7. Çeşmeleri
8. Marmaros'u görmeden dönmeyin...
Posted by Picasa

Sunday, October 21, 2007

Gökçeada-devam ediyor

Yemeden dönmeyin Bölümü...

 
 
 
 

Madam Evstratia- Cicirya burada mutlaka kıymalı ssigara böreği yiyin. Suat bey nefis bir biçimde kızartıp getiriyor. Cicirya da o köye ait pide... Naneli peynirli... Suat bey pideyi tescil ettirmiş. Bu pide çok meşhur...Hatta ünü AB deki ülkelerin magazin dergilerinde bile çıkıyor... Yer Zeytinliköy...

Bu köyde meşhur dibek kahvesi var. Madadmın dibek kahvesi de vardı ama neyazık ki mamdam vefat etmiş.
Bu köyde birde dondurmalı sakızlı muhallebi yiyebileceğiniz Hristo'nun yeri var, şiddetele tavsiye ederim. Hristo bey 87 yaşında ama hala çalışıyor ve aklı fikri hala Beşiktaşta...

Tepe köyde Barba Yorgu'nun yeri var. Öncededn mutlaka rezervasyon yaptırmalısınız yoksa yer bulamazsınız. Nefis mezeleri var. Biz o günün özel yemeği KAstra'yı (Kuzu fırın) denedik. 10 üzerinden 9 verdik. Yanında şarap süper gidicektir. Ayrıca nefis taverna müziği eşliğinde dadns etme imkanı da bulabilirsiniz.


Eski bademli köyde mutlaka kahveye uğrayın. Melisa çayı için. Dilerseniz dibek kahvesini burada da içebilirsiniz. Bize sunulduğu gibi (fotoğraftaki gibi)... Lütfen yanınızda ufak bir paket çukulta ile gidin. Benimde selamı mı söyleyin...:-)

Yarın görmededn ddönmeyin bölümü ile bu tatili tamamlarım artık...
Posted by Picasa

Thursday, October 18, 2007

Gökçeada-1

 
Bayram tatilinde Gökçeada'ya gittik. İlk gidişimiz olduğu için tam bir keşif gezisi oldu.
Haritanın fotoğrafını direksiyonun üzerinde çektim.:-)
Şunu belirtmek istiyorum ki HARİTANIN ÜZEREİNDE YAZILI OLAN HERE YERE GİDİLMİŞTİR. Ada da ayak basılmadık yer kalmamıştır...!!!
Bir yere gidince o bölgenin yapmadan dönmeyinlerini okurum birde EN'lerini..

Gökçeada Türkiye'nn En rüzgarlı adası...En büyük adası...Dünyanın En çok su kaynağına sahip dördüncü büyük adası...Türkiye'nin En batı noktası (ince burun)...

Yapmadan yada yemdedn dönmeyin bölümünü kendim hazırladım yarın anlatırım, tabiki fotoğraflarla...
 
 

Gökçeadanın köyleri çok güzel... Kaleköy, eski bademli, zeytinli, tepeköy, dereköy bu köyler koruma altına alınmış. Eski bademli köyü adanın balkonu sayılıyor... kaleköyü, ovayı ve ege denizini buradan seyredebilirsiniz.
Bu köyü ben çok beğendim. Bilmiyorum neden...
Gittiğim her yerde şehre ait bir ruh ararım...Gökçeada da bu ruh vardı özelliklede bu köyde...
Köye yeni bademliden geçerek çıkıyosunuz. Yeni bademli iğrenç renklere sahip korkunç yapılardan oluşmuş bir yer... pansiyonların çoğuda bu köyde... Burayı geçerken çoğu zaman kafamızı çevirdik...Sonra yukarı tırmanan bir yol... Bir kaç kıvrım sonra bambaşka bir dünya...
 
 
Posted by Picasa


Eski bademli...
Eski Bademli de ufak bir köy kahvesi var işletmecisinin ismi Dimitri...Dimitri İstanbul da çalıştktan sonra kendsini emekli yapmış ve doğduğu büyüdüğü köye dönmüş...Kahvenin önünde dut ağcı ve sarı renkli uzun iki tane bank var... Yazın kalabalık zamanda uzun muhabetler için...
 

Eski çamaşırhanenin önündeki çınar ağcı çok büyüktü... Fotoğraflardan anlaşılıyor mu bilmiyorum...Çamaşırhane şimdi kullanılmıyor...(hoş bazı insanlar!!! içinde mangal yapıyor, tarrihi esermiş, koruma altındadymış kime ne...:-( anlamıyorum gerçekten...)
Birde ilkokul varmış eskiden şimdi otel olmuş... Dimitri okulun yapılması için tüm köy halkı ile birlikte çalışmış... Kovalarla su ve harç taşımışlar... Öyle basit bir okulda yapmamışlar...İçinde spor salonu, tiyatro sahnesi ve büyük iki salonu varmış... Ne yazık ki şimdilerde otel... Orası köy halkı için bir kültür merkezi olarak kalsaydı ne iyi olurdu oysa ki...
Kışın bu köyde toplam 5 kişi yaıyor...Yazları ise 80 hane...Köyün bir kilisesi var birde mezarlığı...
 
Posted by Picasa


Zeytinli köy...
Adaya yakın köylerden birtanesi... Burada yerleşim diğer köylere oranla biraz daha fazla... Eski bir Rum evi restore edilirek butik otel yapılmış...
Meşhur dibek kahvesi de burada... Beşiktaşlı Hristo'nun yeride... Yeme içme bölümünde bunları detaylı anlatırım...

 
 

Tepeköye gelelim...
15 Ağustos ta şenikler bu köyde yapılıyor. Meryem anaya kurbanlar adak ediliyor. Pişirilen kurban suyuna keşkek yapılıyor ve herkese dağıtılıyor... Eğlence başlıyor ve herkes dans ediyor...(kavgasız, silahsız)...
Barba Yorgo'nun yeri de burada... Yemek çok lezettli...Pansiyon ve şarp evide var... Ben kırmızı şarabını denedim ve beğendim...


 
 

Dereköye gelelim...
Bu köy bir zamanlar Türkiyenin en büyük köyüymüş...1950 hane yaşıyormuş... Lisesi bile varrmış... Kızlar için yurdu...Kültür mekezi, vs.vs... Şimdi burada 50 hane yaşıyor... tamamen ter edilmiş bir görünümü var...İlk okuluda restaurant yapılmış!!! tabiki çalışmıyor... öylesine yapılmış ve terk edilmiş...

Yarın devam edecek...

 
Posted by Picasa

Thursday, October 11, 2007

Şeker Bayramı

 


Şeker bayramınız kutlu olsun... Şeker tadında güzel bir bayram geçirmenizi dilerim. Aile büyüklerinizin ellerini ve yüzlerini öpmeyi unutmayın...!!!

Geçen gün gazetedeki bir istatistik gözüme takıldı... Diyordu ki;

Aileniz varsa dünyadaki her 4.000.000 bir kişisiniz...Yani dünyadaki ender insanlardasınız...!!!
Posted by Picasa

bugün gördüklerim

 
 
 
 
Posted by Picasa

 
 
 
 
Posted by Picasa

Sunday, October 7, 2007

Belgrad Ormanı- Ayvant Benti

Pazar sabahı bisiklete binmek fena olmaz dedik... Belgrad ormanındaki koşu parkurunda 8km kullandıktan sonra mola aldık.
Hemen ormanın girişinde, Cafe'deki beye "portakal muz bal karışımı içeceğiniz var mı" diye sordum oda "yok, nasıl bir şey olsa gerek dedi ve sizin için yapalım bakalım" dedi ve ismini hemen atom koydu...Hakikaten nefis bir içicek oldu... Yammmiii... Cafe'nin sahibide çok beğendi. Yeni yapacağm içecek listesinde yer alacak dedi. Eeeee.. artık yolunuz bir gün oralara düşerese bu içeceğin yaratıcsının kim olduğunu biliyorsunuz artık...!!:-)
 
Değişik parkurları keşf etme zamanı geldi. Birde bisiklet parkuruna gidelim dedik... Oralarda da 10km kullandık.
 
Sonunda Ayvant Bentini keşf ettik. Bisikletle bu turu tamamlayacaksanız kolay gelsin diyorum... Git git bitmiyor.
 
Ramazan ayını çok sseviyorum. Orman sadece sporculara kalıyor...:-)
Bisikletle yokuş aşağıya inerken yüzüme çarpan rüzgar, yerlerdeki kuru yapraklar ve tekerliğin altında çıkardıkları çıtırtılar, minik bir rampanın 600m'lik bir zirve gibi görünmesi aklımda kalanlar...
Posted by Picasa

Şile- Kavala Parkı

Bu hafta epey bir yoğun geçti:-) Cumartesi günü hadi Şile'ye gidelim dedik ve yola çıktık... Yol boyunca gördüğümüz köy tabelalarına acaba burası nasıl bir yer diyerek girdik.
Sofular, Doğancılar, Alacalı, Sahil köy... Aslında artık bunlara köy demek imkansız. Çoğu şehir olmuş bile!!! Hemde tatil köyü şehri.. 1 hafta oturumak için ormanın içine ve denizin dibine iç içe yapılmış villalar... :-(

Alacalı köyü ile doğancılar arasında nefis bir sahil şeridi var. Yürümek için ideal. Ama biz burada yürümedik. Keşif amaçlı dolandık...

Neyse sonunda Şile'ye vardık. Şile Feneri.
Hemen fenerein altında kavala parkı var. Nefis bir yer. Aşağıda görüğünüz fotoğraf yemek yerken seyretmeye doyamayacağınız manzaranın sadece bir bölümü...
Kuzu pirzola, patates kızartması, istavrit tarafımızdan denenmiş olup geçer not almıştır... Bilginize...:-))
LR ve TW 'da burada bir kahvaltı olaynı hak etmiştir....:-))


 
Posted by Picasa

Süt beyaz bir martıyım açıklarda
Gemilere ben yol gösteriyorum,
Buğday ve ilaç yüklü gemilere-
Bir kanat vuruşta bulutlardayım;
Bir sürülüşte vatanım dalgalar.
Cahit Sıtkı Tarancı "Bahar Sarhoşluğu" isimli şiirinde, bir martının küçücük yüreğinden kopanları bir kahraman edasıyla bu şekilde yorumluyor. Küçük martı bir kahraman, çünkü o bir kılavuz. Denizlerdeki umutları karadaki umutlara bağlayan o yüzen evlere, vuslata gidecek yolu müjdeliyor. Bir başka müjdeci daha var ki, onlar, bu gaye için varolmuş deniz fenerleri.
 

Şile Feneri de, diğer büyük fenerler gibi, Osmanlı imparatorluğu zamanında verilen imtiyaz neticesinde Fransız Fenerler İdaresine yaptırılmıştır.

1859 yılında yaptırılan bu fener aynı zamanda Türkiye'nin en büyük feneridir. Deniz seviyesinden 60 metre yükseklikteki kayalıklar üzerine 110 cm. kalınlığında taşkule şeklinde inşa edilmiştir.


Şile Feneri'nde ışığın görünüş mesafesi 20 deniz milidir. İlk dönemlerde ışık kaynağı 3 fitilli gaz lambası olan fener, 1968 yılında elektriğe çevrilmiştir. Arkasına Şile'nin şehir yaşamını alan bu fener 8 adet göz şeklindeki gelip geçen gemilere adeta göz kırpıyor.

Fener kurmalı devir makinesi sistemi ile çalıştığı için fener görevlisi tarafından iki saatte bir kurulması gerekiyor.

Denizlerimizin kılavuzu Fenerleri tehdit eden en önemli iki tehlikeden biri kum fırtınaları, diğeri ise bazen bilerek bazen de bilmeden fenerleri hedef alan avcılar. Böyle bir durumda fenerin ışığı yerine sis düdüğü yetişiyor gemilerin imdadına. Ve görev devam ediyor...
 
Bu görevin gelecekte de devam etmesi için Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü yeni projeler geliştiriyor. Bunların başında da bütün fenerleri; güneş enerjisi sistemine çevirmek geliyor.

Ülkemiz kıyılarında değişik tip ve özelliklerde 369 adet deniz feneri var, bunların 37 tanesi İstanbul boğazında...
Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olmamıza rağmen kendi teknolojimizle inşa ettiğimiz fener yok. O dönemler yapılan fenerlerin hemen hemen tamamı Fransız Fenerler İdaresi tarafından inşa edilmiş,

Kaynakça: denizce, trusan.virtualave.net
 
Posted by Picasa

About

.
 
google-site-verification: google6264df489a134469.html