Thursday, June 10, 2010

Brantome

Brantome Perrigort Verde ve Dronne nehri üzerinde. Burası çok şirin, sakin ve sessiz bir kasaba. Çoğunlukla ingiliz turistler geliyor.
Yazılarda okumuştum, buraya Fransanın Venedik'i diyorlar. Haksızda sayılmazlar. en beğendiğim kasaba burasıydı.
Burada nefis bir krep yedik. Yanında şampanya içtik. Yemek yemeniz için çok sevimli ufak yerler var.
Dronne nehri üzerindeki nilüferler. Hotel de ville'yi gerçekten görmenizi isterim. Hele nehrin diğer yakasındaki ormanlık yolda mutlaka arabanızı kullanın. Çiçek kokuları, kuş sesleri, nefis evlerle bu şirin kasaba büyüleyici.
Artık yavaş yavaş Bordeaux'a dönüyoruz.









Bergerac

Perigord Pourpre'nin başkenti. Dordogne nehrinin kıyısında. Şarap ve tütün ürünleri ticareti yapılıyor.Rue de l'Ancien-Pont da 17 yy'a ait Maison Peyrarède evi ve Musée du Tabac var.
Şehrin merkezinde suyu içilebilen bir çeşme var. Etrafında da ortaçağdan kalma evler var.
Ben Bergerac'ı beğendim. Hava güneşli olsaydı daha çok beğenirdim herhalde. Hoş Brantome dan sonra burayı ziyaret ettiğimiz için çok cazip gelmedi. Ama Perigueux'la karşılaştırılamaz tabiki. Hem daha şirin hemde tarihi dokusunu daha iyi korumuş durumda.
Yola devam Perigueux den yaklaşık 26 km uzaklıktaki Brantoma gidiyoruz.





Perigueux

2. Gün:

Perigueux dordogne'unun başkenti. Perigord Blanc'in kırsal kesminde yer alıyor. Çok turistik bir şehir değil. Hatta hiç bir özelliği yok. Burada sadece Montaigne bulvarı var. 3- 4 sokakta buraya açılıyor. Taillefer sokağında yürürseniz de Katedral St-Front'a ulaşıyorsunuz. Çok güzel bir kathedral değil ama oldukça büyük. Biz ziyaret ederken içerde çok büyük bir ayin vardı. Çocukların ellerinde mumlarla katıldığı ve ilahiler söylediği, çok güzeldi.
Bunların dışında pek fazla bir şey yok şehrin içinden nehir geçiyor. Merkezde bulunan büyük otoparkın arkasındaki iki sokakta çok güzel evler var. Kapı zillerinde bakınca avukat, doktor ve psikiyatrisler olduğunu görünce nedeni anlaşılmıştır dedik.
Pazar günü olması dolasıyla orada da bir pazar vardı. Dükkanların çoğu kalabalıktı birde hava kapalı olunca pek bir çekici gelmedi bize 3 saat geçirdikten sonra Brantoma doğru yol aldık.





Wednesday, June 9, 2010

La Roque Gageac, Domme

2.Gün Devam.
Az önce anlattığım Beynac'a birkaç km uzaklıkta La Roque Gageac var. Burası da sanki Beynac'ın devamı gibi. Hemen girişinde bir şato var. Kanoların büyük merkezi de burada.
Bir kaç km ilersinde ise Domme var. Son 4 fotoğraf Domme'a ait. Ben bu küçük kasabayı çok beğendim. Nefis bir sokağı var. Alışveriş yapabileceğiniz. Kathedralin karşısında kahve içebileceğiniz ve manzarayı seyredebileceğiniz güzel bir kahvesi var. Birde tabiki müzesi.
Hani oralara gidersiniz domme'u da mutlaka görün derim. Aslında ben Montpazieri de çok görmek istiyordum ama 2. gün programında vakit kalmadığı için gidemedik.










Tuesday, June 8, 2010

Beynac

2. Gün- Beynac

Beynac aslında bu gezinin nedeni oldu. İlk fotoğrafını gördüğüm zaman hayran olmuştum. (7.Hazirana kadar ara dediğim fotoğraf)Orada bulunduğum zaman içinde de bir film sahnesindeymiş gibi hissettim. İnanılmaz hoş bir yer. Özellikle de Beynac şatosu. Keşke hava daha güzel olsaydı ozaman belki fotoğraflarda güzel çıkardı.
Beynac çok ufak bir yer topu topu 300-400 kişi yaşıyor. Bir kaç ev var birde tepede bir şato.
Size yeşil tonlarını ve yoğunluğunu anlatmam imkansız. Buradan kano turları alınıyor. Biraz ileride kamp alanı var. Nehir ve etraftaki şatolar ile muhteşem bir yolculuk yapıyorsunuz.
Bizim planımızda konaklama yoktu. Ama bordeaux'a iki defa dönmemek için ve birde ortamı beğendiğimiz için çok uygun fiyatlı bir otelde kaldık. Aslında Otel denemez daha çok 6-8 odalı bir inn. Çiçekli duvar kağıtları olan bu evde sabahleyin kuş sesleri ile uyanmak çok keyifli oldu.
Burada gezebileceğiz tek yer şato ve etrafındaki br kaç sanat galerisi. Şatoyu rehberle gezin derim. Çünkü kocaman anahtarlarla (gerçekten nerdeyse kolum kadar) şatonun gizli kapılarını açıyorlar. Şatonun içinde çok birşey yok. Bir kaç halı, yemek kapları ve de işkence aletleri.!

Bu akşam vaktim olursa La roque gageac ve domme fotoğraflarını yayınlarım.







Bunlarda gitmeden önce aldığım notlar:
Beynac et Cazenac: “les Miserable” sefiller sahnesinin bir bölümü burada çekilmiş. Uçurumun kenarındaki taş çatılı kale şapelinde (1978).

Bu köyde Paul Eluard doğmuş, köy suyun (nehrin) üzerindeki bir yamaçta kurulu. 150 m tepenin üzerinde bir kale var.
Çok sade olan bu kartal yuvasını güneşin altın sarı ışıklarının parıltısında, dordognenin yansımasını görebilirsiniz. Değişen renkleri, taşların parlaklığı, gökyüzü ve su , beynac fotoğrafçı ve ressamlar için her sezon görülmesi gereken bir cennet.

Beynac Perigord’un bir ilçesi. 4 tane baronun ve baronesin yerleşim yeri olmuş. Bourdeilles ve Mareuil.

Senyör Beynac 1115 te yaşamış. Kale çok güçlüymüş, tabiki baronları da çok güçlüymüş ve zalimmiş bu yüzden yerel halk ve köylüler “şeytan sandığı” adını vermişler.

1214 yılında, Albigensiaslara karşı harçlı dönüşünde, Raymond de Toulouse’un arkadaşı olan Simon de Montfort Beynac’ın defansını yerle bir etmiş.

Yüzyıllar süren savaşlar başlamış. 1360 yılında, Bretigny anlaşması ile İngiliz egemenliğine geçmiş fakat 8 yıl sonra Charles V2e karşı ön planda mücadele etmeye başlamışlar. İngilizler hiç bir zaman kaleyi ele geçirememişler. 1370 yılında tek mirasçı olan 3 yaşın daki kızın amcası ile evlendirilmesine karar verilmiş. Pons de Commargue İngilizleri Sarlat dan atan adam ve böylece Perigordun en güçlü senyör’ü olmuş.
Kale tamamen korunmuş, kuzey defans bölgesi 1598 yılında takviye edilerek korunmuş.
Çift çevreleyen hendek duvarları, hendekleri ikiye ayıran inşa edildi. Tepeden çok güzel manzara var vadiyi gören. Chateaux of Castelnaud, fayruc, Marqueyssac’ı gören.



SARLAT - 2.gün

Birinci günün akşama Bordeaux'a vardık. Dört günlüğüne kiraladığımız eve yerleştik. Evimiz çok güzeldi. Bordeaux'un tarihi dokusuna uygun olan evin tavanları yüksek ve çok güzel döşenmişti. Apartmanda da birçok sanatçı yaşıyordu.
Sabahleyin kiraladığımız araba ile Perigord yolculuğumuza çıktık. (Çok şanslıydık çünkü bize 4km'lik yepyeni bir Peugot 307 verdiler :-))
Başlamadan kısa bir Perigord bilgisi: Perigord Noir, Perigord Pourpre, Perigord Blanc, Perigord vert şeklinde 4'e ayrılıyor. Blanc dışında diğer 3 ünde belirlediğimiz küçük kasabalara gittik.
Fransa da otobanlar hakkında bir kaç şey söylemek istiyorum. 1. Çok pahalı. 200 km bir yol için yaklaşık 16 euro para ödüyorsunuz. 2. Diğer yollara oranla çok hızlı. 3. Gittiğimiz bölge için söylüyorum şehirlerin tabelaları çok güzeldi O şehrin özelliğini anlatan resimden oluşuyordu. 4. Bence ara yollar otobandan daha güzel. Hem çok yeşil (inanılmaz bir yeşil) hemde çok güzel yerler görüyorsunuz. Bu yüzden dönüşte biz ara yolları tercih ettik.
Öncellikle Perigord Noir dan başlayayım. Sarlat, Beynac et Cazenac, La Roque de Gageac, Domme.

SARLAT:

"Joan of Arc" ve "Chocolate" filmleri burada çekilmiş. Chocolate filmini çok beğenmiştim. Tabiki Johnny Deep beğenmem için tek neden değildi!!! Çukulata dükkanına da hayran olmuştum.

Sarlat da Cumartesi günleri büyük bir pazar kuruluyor. Çevre kasabalardan da bu pazara geliyorlar. Sanatçıların antika eşyalarından tutunda, yemek ve çiçeğe kadar herşey var.

Sarlat Republique caddesi ile ikiye ayrılıyor. Şehrin içinden geçen bu çirkin caddenin sağ tarafında ortaçağdan ve rönesans döneminden kalma nefis evler var. Sol tarafı ise biraz daha yeni evlere rastlıyorsunuz.


Perigordun başkenti olan Sarlat çok iyi korunmuş.1000 yıllık mimariyesahip yollarda dolaşmak sıcak sarı taş duvarların ve çatıların arasında dolaşmak gerçekten çok keyifliydi.

Gelelim biraz da tarihi bilgilere;

Sarlat 8 yy da şehir olmuş. İngiliz ve Fransız krallarının 100 yıllar süren savaşlarında sınır şehir olmuş.
1360'ın sonunda İngilizlerin eline geçmiş ve 10 yıl boyunca Du Guesclin tarafından yönetilmiş. Saint Sacedos kathedrali Henry IV in zamanında yapılmış. (Çok güzel değil. Sıradan bir yapı, bir de bulunduğu alanda kule var. Ama onun yanındaki ve paralelindeki sokaklar çok hoş).
18yy dan sonra şehir uykuya çekilmiş ve pek birşey olmamış. Daha sonra demiryolunun gelmesi ile yeniden canlanmış. Sarlatın birçok binası tarihi bina olarak kayıt altına alınmış. Sarlat aynı zamanda tarihi koruyan avrupa şehri olarak kabul edilmiş.

Yarın Beynac dan devam ederim...












Monday, June 7, 2010

Excursion grande aux sud de la France !- Eyfel Kulesi-1.gün

Bağlardan, lavanta tarlalarına, atlantik okyanusundan akdenize, dordogne bölgesinden cote d'azur'a uzanan 10 günlük bir yolculuk yaptık. 2130 tane fotoğraf çekmişim. :-)
Bu geziyi gün gün anlatmak istiyorum. Böylece sizinle daha çok fotoğraf paylaşabilirim. Ayrıca yolculuğumuza çıkmadan önce notlar almıştım. Zaman zaman şehirleri anlatırken bu notları da ekleyeceğim. Zaman zaman da sadece kendi gördüklerimden kısa bilgiler vereceğim.
Evet hazırsanız gezimize başlıyoruz.

1.Gün:

An artist has no home in Europe except in Paris.
Friedrich Nietzsche


Sabah 10:00 civarı Paristeyiz. CDG havalanından SNCF trenine atladık mı, chatelet istasyonuna varıyoruz. Ordan gezimizin ilk başlangıç garı olan Gare Montparnasse'ye aktarmamızı yapıyoruz. Yolculuğumuz Bordeaux'a olacak. Uçak rötar yapar şu olur bu olur deyip trenizimi öğleden sonraya almıştık. Ama arada kalan 3-4 saati değerlendirmek için kendimize eyfel kulesini seçtik çünkü dönüşümüzde 1 gün daha Paris'te olacağımızdan kendimizi zorlamayalım dedik.)
Gare Montparnasse'de valizlerimizi consiage (emanete) bıraktık. Dolaplara bozuk para atmanız gerekiyor. Ama üzülmeyin hemen yanındaki makina bu işi yapıyor. Consiage'ın yeri bu garda 1 katta.
Hava bugün çok güzeldi ama gezinin tamamı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. En güzel şehirlerde hava kapalıydı...:-(

İlk gün çeşitli açılardan poz poz eyfel kulesini çektik. Bu arada Eyfel Kulesi 1887 ile 1889 yılları arasında Gustave Eiffel'in firması tarafından, Fransız Devrimi'nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde inşa edilmiş.
Görüntü olarak çok hoş değil ama Paris'in sembolü. Romantizimin kulesi. :-)
İşte karşınızda...

Gezimize yarın Bordeaux ve Sarlat olarak devam edeceğiz.










About

.
 
google-site-verification: google6264df489a134469.html