Monday, September 3, 2007

Tatil- Son



Likya yolunun bir kısmında yürüdük... 40 basamakla çıkıp bir mağarada hayatını sürdüren papazın yerini gördük... Nefes kesici manzaraydı.. Gerçekten...


Burası yeni keşfettiğimiz yer. Korsan koyu... Su süperdi... İnanılmaz berraktı. Hoş onun arkasındaki diğer koylar ççoooookkkk daha güzeldi... İsimlerini kendim vereceğim... Geen senekiAD-1 ler bu sefer AA-1, AA-2 şeklinde değişecek...:-)



İşteeeeee burası.... Her yaz mutlaka uğradığımız ve konakladığımız yerin bahçesi. Huzur, portakal, kekik, hereşey enfes... Mutlaka Orange da yeemek yenmeli...

Son olarak Evinize uğradık...Behzar Ablamızı ziyaret edip füme balık yedik...

Saturday, September 1, 2007

Tatil dönüşü-devamın devamı Paragliding

Eveeeeettt.... Çok uzun zamandır istiyordum nihayet gerçekleştirdim. Süper bir deneyimdi. Bir dahaki sefere kesinlikle Fethiyede yapacağım...:-)
Adil ve Bezenin atlayışına baktımda, onlara tulum filan giydirmişler. Bize öyle birşey giydirmediler... Yani ben normal üzerimdeki kıyafetlere ek olarak bir kask taktım hepsi okadar...:-)) Neyse pilot bir ara kumandayı bana verdi. Paraşütü kendim kullandım. O çoookkk daha zevkli.... Birazda akrobasi yapalım dedik. Süperdi....Paraşütle vals yapar gibi denizin üzerinde süzülmek.
Yinede birdaha bu olayı kesinlikle günbatımında veya gün doğumunda yapmak istiyorum. Bu sefer Aliusta bana katılacak... İniiş süperdi. Hatta görüldüğü üzere iniş anını fotoğraflayacak zaman bile bulabildim...:-)





Friday, August 31, 2007

Tatil Dönüşü- devam

Bu köy çok güzel bir köydü... Orada bir evim olsun istedim... Sonra kaptan Hasan gibi bir hayatım olurdu... tekneme atlardım...ağzımda puro, sea-kayaking yapanlara yol gösterirdim.
Sea-kayaking kesinlikle çok eğlenceliydi. batık kent kalıntıları arasında dolanmak, kristal mavimsi suda yüzmek.
Gökhan Türe ile bu geziyi almanız gerekiyor. Bizim grup ufaktı.Topu topu 6 kişiydik. Birde rehberimiz Mr.Dean. Süper İngiliz.:-) Türkiyeye gelmiş ve bir daha gitmemiş. Bir Türk bayan ile evlenmiş. Rehberlik yapıyor. Bir kebap hayat daha...:-)
Sea Kayaking de en önemli şey uzun kollu bir giysi.!!!! Etek olarak giydirdikleri şey ters döndüğünde sizin çıkmanızı sağlıyor. Umarım bu tür sportif faaliyetler yaygınlaşırda teknelerin gürültüleri ve pislikleri azalır.
Çok hiperaktif bir tatil oldu. Daha neler neler yaptık. :-)








Tuesday, August 28, 2007

Tatil Dönüşü

Yazılar daha sonra... Dilaraus arkadaşım anlamıştır neresi olduğunu...!!! :-)






Thursday, August 16, 2007

Tatile çıkıyorum...



Arkadaşlar,
Buna benzer bir yerde, buna çok yakın bir tatil yapacağım :-) 9 gün sonra görüşmek üzere diyorum...


Bu arada iki film seyrettim. Biri Şantör
Şantör - Quand J’Etais Chanteur - The Singer
Xavier Giannoli’nin yönettiği filmde Gerard Depardieu, Cecile De France, Mathieu Almalric ile Christine Citti oynuyor.

Filmin müzikler ilk başta eğlenceli idi. Dördüncüden sonra bayılmak üzereydim. Ama filmi yinede seyrettik. Dans, aşk hoş şeyler... Birde kocaman burnuna ve göbeğine rağmen Mösyö Depardieu'yu enterans bir kişilik olarak kabul eder ve beğenirim...










Bir diğer filmde; Zengin Avcısı.

Yönetmen: Pierre Salvadori

Senaryo : Pierre Salvadori, Benoît Graffin

Müzik: Camille Bazbaz

Görüntü yönetmeni: Gilles Henry

Oyuncular: Audrey Tautou , Gad Elmaleh

Bu filmde orta şekerli Amereikan filmlerine benziyordu. Çok daralmadım ama sıkıldım biraz seyredrken...

Saturday, August 4, 2007

Prenses Ceylinus 1 Yaşında :-)

Prenses Ceylinus tam 1 yaşında...


HAPPY BIRTHDAY CEYLİNUS...

Canımus yiğenumus tam tamına bir yaşında... Sanki dün doğmuş gibi... Cumartesi günü süper bir gün geçirdik...Ceylinus pasta yerine köfte atıştırmakla meşguldü... :-) Bir manken edasıyla bir kaç kıyafet giyerek bize şov yaptı... Sonra Edayla birlikte poz verdiler... Hmmmm... sonra benimle top bile oynadı... Zaman bukadar hızlı akıp giderse yarın okula başladığı ilk günü anlatırım gibi geliyor bana... Hoş o günü sabırsızlıkla bekliyorum...
Annesinin yemekleri nefisti. Patates salatasının hala tadı damağımda... Zeytin yağlı dolmalarıda unutmayalım.... Sonra annenin yaptığı minik köftelerde çok lezzetliyydi...yammmmiiii.....
Eeeemmmm... kardeşimin balon şişirmeside SÜPERDİ... Hele özellikle lacivert ile sarı balonu yanyana getirme çabası....








Sunday, July 29, 2007

Sapanca kahvaltı- Göl evi

Gölevinde güzel bir kahvaltı. Arkadadşlar, dostlar... Dedikodu, yemek ve yine yemek...Hamak da gazete okumak...
Bu fotoğrafıda yattığım yerden çektim...
Aslında gölevi iyi hoşta servis çok iyi değil. Herşey var ama tad suni...
Bizim için tek kahvaltı mekanı var odad cansu alabalık...
Orada yemek yemenin tadına doyum olmuyor...:-)) Masayı donatıyorlar ve gerisi geliyor...
Pek ayağa kalkamıyorsun bir kaç saat geçmesi lazım ama !!! yinede herşeye değer...

Sunday, July 22, 2007

Tanıdığım en yakışıklı erkek- babam


Sizi dünyada tanıdığım en yakışıklı, en tatlı, en enerjik, en hoş sohbet, en candan, en gururlu insanla babamla tanıştırmak istiyorum.
Babam olduğu için söylemiyorum...:-)
Ada gezisine gittik. 22.07.2007. Süperdi... Gelsin yemekler... Hoş seçim yasağı olduğu için balık biraz yanlız kaldı ama olsun...
İşletmeciden söz aldık...birdahaki sefere ufak ondan olacak...:-))

Friday, July 20, 2007

Demirciköy


Yeni yerler bulmak için yollara düştüğümüz bir gün. Demirciköy yakınlarından bir yerden girince ikitane yeni plaj keşf ettik. Plajların her ikiside güzeldi. Klasikten vazgeçemiyorum ama sigara böreğinin ve köftenin tadını abartmıyorum gerçekten tadı damadığımda kaldı dettiren türdendi.
Hafta arası gittiğimiz için tenhaydı... O yüzden sere serpe dolaştık...

Monday, July 16, 2007

16.07.2007 Evlendim



Düğün törenim tam istediğim gibiydi. Ailem, dostlarım ve arkadaşlarımla tam planladığım gibi gerçekleşti.

Ahmet Altan geçen günkü bir yazısnında iki tane dostunuz varsa şanlısınız 3 tane varsa çok şanslısınız diyordu.

O zaman ben kendimi tanımlayamıyorum. Dünyadaki en şanslı insanım...

Dostlarım için bir kaç güzel şey yazmak istiyorum ama neyazık ki kalemim okadar kuvvetli değil.

Ailem, akrabalarım, dostlarım için şu cümleyi kullandılar: "bu kadar çocuğumuz olduğunu bilmiyorduk..." siz gerisini getirirsiniz herhalde...

"İYİ GÜNDE, KÖTÜ GÜNDE YANINDA OLACAĞIM" dediğimiz kaç kişi var hayatımızda...

Benim ÇOOOOOOOOOKKKKKKK....

Fotoğrafları çok merak ediyorsunuz biliyorum... bende merak ediyyorum...Ama henüz almaya vaktim olmaddı en kısa zamanda web albumde yayınlamcağıma söz vereiyorum. :-)

Wednesday, July 11, 2007

Mobbing- Duygusal Taciz

Çalıştığım işyerinin dergisinde kariyer bölümünde mobbing hakkındaki yazıyı okuyunca sizlerlede paylaşmak istedim.
Türkiyede konu ile ilgili davalar açılmaya başlandı.
Duygusal Tacizin Özellikleri:

Antipatik kişiliklidir:
Mobbingciler, genellikle kendi itibarlarını yükseltmek ve ihtirasları uğruna, kötü niyetli ve hileli eylemlere başvurmaktan çekinmezler. Korku ve güvensizliklerini bir başkasına çamur atarak yenmeye çalışırlar.

Narsist Kişiliğe sahiptir:
Mobbing yapanlar, birine daha iyi çalıştığı, daha çok sevildiği için içerleyebilir. Performansları kendilerinden daha iyi ve daha üretken biriyle kıyaslanacağı için, yetenekli olana karşı psikolojik şiddet uygulamayı tek çıkar yol olarak görürür.

Düşmanlık yapmaktan kendini alamaz:

Benmerkezci ve egoist insanlar oldukları için örgütsel etik değerleri hiçe sayar ve örgütsel çıkarları göz ardı ederler.


Sadist kişiliğe sahiptir:

Sadist ruhlu mobbingciler, yaptıkları eziyetten haz duyarlar. Özel ve toplumsal çevrelerinde dışlandıkları için kurumsal kimliklerini kullnarak, astlarına ve bazen eşit statüdeki insanlara karşı çok saygısız, kaba ve saldırgan davranırlar.


Kötü Kişiliklidir:

Kötü kişilikli mobbingciler için kendilerinin dışındaki herkes, "kendiliğinden değersiz"dir.


Ekonomideki verimlilik,tüketici tatmini , işe devamsızlık üzerinde yarattığı olumsuzluğun maliyeti milyon YTL'leri buluyor.
Kamu kesiminde daha yaygın olarak gözüküyormuş.


Yazıya uygun bir iki ünlü söz ekleyeyim dedim.

Bir insan, birisine iyilik yapmakla bir arkadaş elde edeceğinden emin olamaz, fakat bir çok düşmanlar yaratacağından emin olabilir. (Henry Fielding)

Düşmanların en büyüğü, düşmanlığını gizleyendir. (Hz.Ali r.a.)

Monday, July 9, 2007

1 hafta kaldı



Evet tam tamına bir hafta kaldı... O yüzden çok fazla yazamıyorum. Beni bağışlamanızı ümit ediyorum...
En kısa sürede görüşmek üzere...

Friday, June 22, 2007

Bir Ortaköy Klasiği

Bu aralar acayip yoğunum... Ne yazabiliyorum nede okuyabiliyorum... O yüzden rahat nefes almak için kısa aralar almak lazım diyorum...!!! :-))
Dün akşam Ortaköyde böyle bir ara verdim... Yazın vazgeçilmez ikilisi bir arada çok hoşuma gidiyor... :-)) Soğuk bira ve patates kızartması... Bu şekilde beslenebilirim sorun olmaz diyorum...
Şu aralar tavlada yenilmenin dayanılmaz üzüntüsü içindeyim hep tek taş farkla yenildim... Alçak zarlar...




Friday, June 15, 2007

youtube

Sitemde bir problem var. eskiden beri youtube'dan birşey yayınlamaya çalışsam yayınlanmıyor, sitemi kapatınca yayınlanmak istediklerim ard arda çıkıyor. Neyse bu aralar pek bir düğün muhabeti içinde olduğum için sizlerle aşağıdaki linki paylaşmak istedim. Süperdi...:-)
hadi bakalım şimdide link vermiyor. En iyisi ben adresi yazayım...

http://www.youtube.com/watch?v=3nie9lKPifg

Wednesday, June 13, 2007

Turgut Düğün


Bir canım arkadaşım daha evlendi...!!! Ruddy Cheeks, DuBiDur'la Pazar günü birlikte imza attılar ve güle güle bekarlık dediler.
Süper komik bir düğündü tam ruddy'e göreydi...
Onlara ömür boyu mutluluklar diliyorum... Şansları bol olsun ve evlerinden huzur hiç eksik olmasın...

Tuesday, June 12, 2007

Ortakcım...


Beyazlar içinde bir kız Apple Notebook'unun arkasında duruyordu. Yüzü loş ışıkta pek seçilmiyordu ama saçları gün batımının ışığı gibi karanlıkta parlıyordu. Özenle ve dikkatle seçtiği nefis müzikler eşliğinde herbiri birbirinden farklı yaşamları anlatan fotoğraflarını bizimle paylaşıyordu.
Yaşamları ve insanları daha iyi anlatabilmek adına gösterisinin arasında fotoğrafları ile ilgili bir iki ufak bilgi veriyordu.
Kimi zaman elini çenesine koyuyor, fotoğrafları ile birlikte uzaklara gidiyordu, kimi zaman bizlere dönüp aynı heycanı ve paylaşımı yaşayıp yaşamadığımızı yüz ifadelerimizinden anlamaya çalışıyordu.
Kendisine çiçek verilirken utangaç bir ifadeyle "ayyy bunlar bana mı" bile dedi...:-)
eveeeeeeeeeeeeetttttttt...bu ortakcımdan başkası değil...
Sevgili ortakcım çok güzel bir sunumdu. Fotoğrafların herzamanki gibi süperdi... Ellerine ve gözlerine sağlık...

Monday, June 4, 2007

Bir Şehri İstanbul




Gök öyle mavi, öyle durgun,
Damlar üzerinde!
Yeşil bir dal sallana dursun,
Damlar üzerinde!

Ürpertip gökyüzünü birden,
Bir çan tın tın eder.
Bir kuştur şu ağaçta öten;
Türküsünü söyler.



İşte hayat! aç gözünü gör;
Bak ne kadar sade.
Her günkü sâkin gürültüdür,
Şehirden gelmekte.

Ey sen ki durmadan ağlarsın,
Döversin dizini;
Gel söyle bakalım ne yaptın,
N'ettin gençliğini?

Paul VERLAINE
Çeviri: Cahit Sıtkı TARANCI

Thursday, May 31, 2007

Sandalet ve Topuklu ayakkabı


Herşeyin tarihçesini çok merak ediyorum...! Bugünde kendime ayakkabı araştırırken ayakkabının tarihçesini daha doğrusu sandaletin tarihçesini merak ettim ve öğrendim... Tabiki fotoğraftaki Camper sandalet ayrı bir dünya... Camperin modellerini çok beğeniyorum... neyse gelelim sandalet ve topuklu ayyakabıya...

SANDALET
İnsanın atası Neanderthal adamının, zor iklim koşullarından korunmak için yapabileceği fazla bir şey yoktu. Ayağını sert dikenlerden, keskin taşlardan korumayı ilk ne zaman düşündü tam olarak bilinmez; ama ayakkabısını ağaç kabuklarından, sert yapraklardan yaptığı biliniyor.

Sandaletin ilk olarak Asya ve Mısır’da ortaya çıktığı ve dünyaya bu uygarlıklardan yayıldığı tahmin ediliyor. Mısır, Sümer, Pers kabartmalarında ve resimlerinde görülen düz tabanlı, çapraz bantlı sandaletler papirüs yapraklarından yapılmış. Daha sonraki tarihlerde ise deri ve kösele kullanılmış.

Eski Mısır'da üretilen ilk sandaletlerin, sadece seçkinler ve önemli kişiler tarafından kullanıldığı biliniyor. Bu önemli kişilerin arasında, Kleopatra ve Nefertiti gibi Mısır'ın sembolü haline gelmiş iki önemli kraliçe de var. İyi ki de kullanmışlar; çünkü sandalet erkeklerin tekelinde kalsaydı, onlar sadece fonksiyonlarıyla ilgileneceklerdi belki de.

Romalıların sandaletleri sadece seçkinleri göstermekle kalmıyor, meslekleri de gösteriyordu. Roma’da ayakkabı kullanımı belli kurallara bağlanmıştı. Bir mahkeme üyesiyle bir tüccarın aynı ayakkabıyı giymesi mümkün değildi. Yeni gelinlerin beyaz ayakkabı giyme alışkanlığının da Eski Yunan ve Roma adetlerine dayandığı sanılıyor. Ayakkabılar, sandaletler, kullanan kişinin işine göre, kürklü, sivri, köşeli ya da yuvarlak burunlu olabiliyordu. Roma'da senatör ve patricia'ların kullandıkları kalkık burunlu ayakkabıları başka iş yapan birinin kullanması sahtekarlık sayılıyordu.


Kaynak:http://www.rdf.com.tr/AYAKKABISEKTOR/SAGLIK_SANDALET.htm

Topuklu Ayakkabı

Yine araştırmalara göre, yüksek topuklu ayakkabıların şıklık amacıyla kullanıldığı tarih 1533 olarak kayıtlara geçmiş. Bu topuklu ayakkabının yaratıcısı da Leonardo da Vinci’ dir. Floransa’nın ünlü ailelerinden olan Medicis’lerin kızı Cetherine de Medicis bir dük ile evlenecektir. Cetherine, ufak tefek bir kızdır fakat tören oldukça görkemli olacaktır. Aile bir çözüm bulmak için birçok kişiye başvurur. Cetherine törenin görkemi altında kalmamalıdır. Rivayete göre çareyi Leonardo da Vinci bulur. Bu topuklu bir ayakkabıdır ve Cetherine’nin görünüşünden etkilenen kadınlar hemen taklit etmeye başlarlar. Daha sonra aynı geçmişte yaşandığı gibi topuklu ayakkabı bir statü göstergesi olur. Zira işçi sınıfı kullanışsız ve pahalı olarak niteledikleri ayakkabıyı alacak güçte değildir. Topuklu ayakkabıyla ilgili birçok belge olsa da, tarihi o kadar da net değil. Örneğin, Mısırlı kasaplar yerdeki kandan ayaklarını korumak için, Moğol atlıları da üzengilerini daha iyi kavrayabilmek gibi fonksiyonel sebepler için eklemişler ayakkabılarına topukları.


Kısa Kısa;


Eski Yunanistan’ da da sandal, aba ayakkabı, mantar tabanlı kothornos, deri kayışlı krepis, gelin ayakkabısı nymphitikon ve benzerleri kullanılmıştır.Yunan kadınları, sokakta çıplak ayakla, ya da sandaletle gezerler ev içlerinde yumuşak, kapalı ayakkabılar giyerlerdi. En popüler renkler ise beyaz ve kırmızıydı.


• İ.Ö. 5. yy kadar Etrüskler, uçları yukarıya kıvrık , yüksek ökçeli , bağcıklı ayakkabılar giydiler. • Ayakkabı loncaları kurana Romalılar, sağ ve sol ayağa göre kalıplanmış ayakkabılar geliştirerek, ayakkabıcılık tarihinde önemli bir adım attılar.


• Ortaçağ boyunca tabaklanmış deriden yapılmış makosenler popüler oldu. Bu ayakkabılara toka ve bağcık eklenerek günümüz ayakkabılarında kullanılan bazı formüller üretildi.


• 14. ve 15. yy da ayakkabıların burunları uzamaya başladı. Bu moda 15. yy ın sonlarına kadar sürdü ve daha sonra yerini yuvarlak burunlara bıraktı.


• 17 yy da Avrupa’ da çizme modası yaygındı.


• 19 yüzyılın ilk yarısında,aristokrat kadınlar kağıt inceliğinde brokerli erlikler giyerlerdi.Bu ayakkabıların tabanları öyle kırılgandı ki ,dışarıda birkaç adım bile atmak mümkün değildi.Hizmetçiler ise sağlam botlar kullanırdı.Roma prenseslerinin altın tabanlı sandaletleri ve XIV.Louıs sarayındaki kadınların kırmızı topuklu zarif ayakkabıları gücü ve sınıfı çağrıştırarak sembolleşmişlerdir.


• Mahatma Gandhi’ nin giydiği sandalet, bilgeliği, doğaya ve insana dönüşü , sadeliği, eşitliği simgeliyordu.


Kaynak:http://www.burcukapu.com/yazilar/ayakkabinin_tarihcesi.html



About

.
 
google-site-verification: google6264df489a134469.html