H1N1- Gündem

Bu aralar grip çok salgın. Helede benim çalıştığım yerden dolayı bu gribi kapmamam imkansızdı. Eeee..hal böyle olunca ben de kaptım. H1N1 mi bilmiyorum. Çünkü testi 250TL ve ne özel sigort nede SGK karşılamıyor. O yüzden Dr.ların çoğu soğuk algınlarının tamamında hemen malum ilaca başlıyorlar.

Bende dr.'a önce öksürük şikayeti ile gittim. 2 gün içinde geçmedi, burnum akmaya başladı. (Birde ben soğuk algını olunca göz nezlesi olurum). Sonra göz, ve şiddetli öksürük derken çöktüm.
Ama çok önemli bir denetimimiz pazartesi günü başladı. Bu yüzden değil çökmek, dimdik ayakta olmam şarttı. İlaca rağmen haftasonunda komple yattım. Bugün daha iyiyim. Umarım yarına birşeyimiz kalmaz.

Kısacası eğer bu domuz gribi ise bağışıklık kazandım.... Yuuuuppppiiiii... aşı olmama gerek kalmadı. Çünkü aşıdan da kuvvetli olan kendi kendini koruma mekanizmam çalışmaya başladı...

Herkese sağlıklı günler dileğiyle...

Read Users' Comments (4)

Ada da Sonbahar - 08.11.2009

Ayhan Sicimoğlu'nunda dediği gibi; Ada "Hastasıyız efendim". Sevgili dostlar şimdi Prinkipodayız. Gelsin meezeeeleeeer, kalamata zeytinler, çinekoplar,biralar.
Tabi bunları hak etmek için bugün tam tamına hiç durmadan 4saat 40 dk yürüdük.Kısacası "Büyük ada turunu" yürüyerek gerçekleştirdik.
Birde üzücü bir olaya tanık olduk. Orman yolunda ilerlerken bir sürü viraj gördük. Tam ben ne tehlikeli olduklarını düşünürken 2 delikanlı bisikletleriyle virajı hızlıca döndü. Sonra tam arkamı döndüm korkunç bir fren ve yerde savrulan bir kız, hemen arkasından arkadaşının savrulduğunu gören diğer kız frene bastı ve basmasıyla oda toprak yola savrularak sürüklendi. Arkadan gelen faytoncu allahtan kenara çekti ve durdu.
Kızın suratı birkaç yerden fena çizilmişti ve kanıyodu. Faytoncudan sağlık ocağının numarasını aldım, aradım ama cevap vermiyordu, 112 yi aradam oda açınca kapattı. Son bir kez daha sağlık merkezini denedik ve ambulans istedik. Bu arada kızı yerden kaldırtmadım. Biraz su ve ıslak mendile kol ve elini sildik. Hoş diğer arkadaşı çok panik oldu ve ağlamaya başladı. Kendi düşüşünü unuttu. Halbuki ben onun için daha çok endişelenmiştim. Çünkü o yamaç aşağı yuvarlanmıştı, orada kayalar ve taşlar vardı. Allahtan başını vurmadı sadece dizi yaralandı.
Neyse erkek arkadaşlarını çağırdık... Kızı hareket ettirmemelerini söyleyerek oradan ayrıldık.
İşte böyle kaza geliyorum demiyor ve geliyor. Hayatımızda da herşey böyle değil mi her an herşey değişebiliyor.

Bugün ilk defa 18 yaşıma geri dönmek istedim...














Read Users' Comments (3)

Şile-07.11.2009

Özellikle 07.11.2009 yazıyorum, çünkü bugün hava inanılmaz güzeldi. Bizde yola çıktık, istikamet Polonezköydü. Ama yolda Sahilköy tabelasını görünce acaba nasıl biryerdir dedik ve saptık. Ne yazık ki Sahilköy, Sahilbeton olmuş. İç içe siteler ve olmayan yolları ile kabus gibiydi. Aklımızda kalsın, Sahilköy, Doğancılı, Kiraz??, yerlere birdaha uğranılmayacak. Bu yol Şilenin eski yoluydu, en azın dan yol güzeldi diyerek kendimizi sonunda avuttuk ve oradan Şileye çıktık. Ağlayan kayaların sahilinde yürüdük. Keyif yapan adam ve 3 arkadaşı mayolarını giymiş güzel havanın tadını çıkartıyorlardı.
İşte böyle, Kasım da havanın güzel olması muhteşem bir hediye...










Read Users' Comments (7)

Tirilye - 29.10.2009




Bu köy de hal ettiklerimizden bir tanesi. Eski evleri bir güzel yıkıp yerine sevimsiz, sıvasız estetikten yoksun çirkin dikdörtgen beton yığınlarını bir güzel dikmişiz.
Aslında yol çok güzel bir yanda deniz diğer yanda orman kıvrıla kıvrıla gidiyorsunuz, tabi ki anında karşınızda sevimli site betoncukları çıkıyor onları da görmezlikten gelin diyeceğim ne diyeyim...




Köy sokaklarında dolaşırken fotoğraftaki yaşalı adam (87 yaşında) yanımıza yaklaştı ve dedi ki ben 1 yaşından beri buralıyım size anlatayım....
“Her yıl buraya karşıdan geliyorlar. Geçen yıl şu evin eski sahipleri geldi. Ben Rumca biliyorum, konuştum onlarla. Şu kilise var ya, şimdi burada 3 aile oturuyor !!! (Evet eski kilisede 3 aile kalıyor, ayakkabılarını kapı önünde bırakan, yırtık perdeleri olan bir yaşam...) Eskiden bu önündeki çeşmeden su akardı, kadınlar toplanırdı. Onun karşısındaki ev o kadının babasına aitti, şimdi yıktılar, şu evi diktiler (pembe bir beton). Bütün evler böyle eskiydi. Benim evimin arkasında bulunan bu 5 katlı binadan bahçeme yumurta, taş, çöp atıyorlar. Bende bahçemin üzerini kapattım. Aslında bu kadar katta izin yok burada.

Bu eski taş mektebin 3 kapısı var. Biri bu yanda diğeri arkada, ana girişte önde. Rumların zamanın da okuldu. Sonradan onlar gidince yetimhaneye döndü 1980’lerde de terk edildi. (okulun binası çok güzel, ön kapısında çocuk oturan fotoğraf. Uludağ ünv. restorasyon çalışmalarına başladığı söyleniyor ama ben pek bir kıpırtı görmedim). Yaşlı amca yukarıda çamlık kahvesine gidin diyerek biraz daha anlatıyor ve yanımızdan ayrılıyor.






Meydanın orada eski kilise vardı. Oranın da iç duvarlarını beyaza boyamış, pırıl pırıl tertemiz bir yemekhane yapmışız.!!!

Tarihi bir hamam var, onu da kullanmaya pek gerek duymadığımız için kapatmışız (allahtan ahıra falan çevirmemişiz).

Aya Stefanos Kilisesi (9.yy) Osmanlılar döneminde camiye dönüştürülmüş ve Fatih Camisi ismi ile yeni unvanını ve görevini üstlenmiş. (kapısı kilitliydi, sadece ibadet saatlerinde açıyorlarmış).

4 kilisenin ve 3 manastırın hikayesini kısaca böyle özetleyebiliriz .




Meydan da birçok zeytinci var. Bende çınar altındaki İsmail Emilden söz edeyim biraz. Dükkanda çok güzel eski bir kantar var ve bir sürü futbolcu resmi. Kendisi bir zamanlar Bursaspor da Santrafor olarak oynamış. Dedesi İstiklal savaşında yaralanmış ve Fransız bir hemşire olan Emiliano hayıtını kurtarmış, soyadı kanunu çıkınca o da Emil soyadını almışlar. Eski bir dükkan ve zeytinler var. Eşi tatlı ve nazik bir bayan. Yeni ve çok daha büyük olan diğer dükkanları biraz daha ileride denize yakın bir yerde. (genç bir çocuk işletiyor oğulları olabilir).
Yukarı da Çamlık kahve var. Korkunç bir beton binanın yanında. O tarafa bakmazsanız yamacın bu yakasından nefis bir deniz ve orman manzarasını görebilirsiniz.
Son olarak, küçük balıkçı limanın orada, zeytin, zeytinyağı ve hediyelik eşyaların satıldığı küçük dükkanlar var.
Birde 200 yıllık eski bir zeytinyağı sıkma makinesi, kaderine terk edilmiş bir şekilde balıkçıları ve turistleri izliyor.






Trilye'nin kuruluşuyla ilgili üç rivayet bulunuyor. Bu 3 bilgiyi sihirli tur dan aldım.
1.Cenevizliler zamanında Sivzi, Trilye ve Kapanca da üç köy var. O yılların korsanları bu köylere sürekli saldırırlar. Köy halkı dağınık kalırlarsa korsanlarla baş edemeyeceklerini anlarlar ve üç köy şimdiki Trilye'de toplanır ve Trilye oluşur.
2.M.S. 376 Hristiyan din adamları İznik'te toplanmışlar. İznik konsülü diye tarihe geçen olaydan din adamlar arasında yorum farkları ortaya çıkmış. Aya Yani, Aya Yorgi ve Aya Satri adlarında üç papaz başpiskoposla anlaşmazlığa düşünce afaroz edilmişler. Onlarda Trilye'nin bulunduğu yere gelmişler. Bu üç papazdan ötürü (tri: üç, İlya: papaz ) buranın adı Trilya olmuş.

3.Başka bir rivayet ise Latince Trilye kırmızı balık barbunya anlamına geliyor. Dere ağzında bol miktarda barbunya balığı bulunurmuş ve buradan Doğu Roma İmparatorlarına barbunya balığı götürülmüş.
Rivayetler bir yana 1330'lu yıllara kadar Bizans kasabası olan Trilye sonraları Osmanlı kasabası olmuş, 1900 başlarında ''Mahmut Şevket Paşa'' kasabası, 1963 yılında ise Zeytinbağı ismiyle anılmaya başlamış.






TARİHİ:
Köyün antik dönemdeki adı: Caesareia veya Briyllios olarak geçmektedir. Trilye adı: Briyllius’tan gelmiş olmalı.

Bizans kasabası Tirilye, 1330 larda, Osmanlı kasabası olmuş ve Tokat, Kütahya, Kastamonu’dan gelen Müslümanlar, kasabaya yerleştirilmişler. 1900 lerin başlarında, Mahmut Şevket Paşa Kasabası adını almıştır. 1924 yıllarındaki mübadele sonrası ise, Girit ve Selanik göçmenleri kasabaya yerleştirilmiş, kiliseler dahi, gelen göçmenlere mülk olarak verilmiştir. Kasabanın Rum halkı ise, Atina yakınlarındaki Rafine ve Neon kasabalarına gitmişlerdir. Daha önceki yıllarda Tirilye’de oturanlar:turistik amaçla, sıkça beldeye geliyorlar. Zaten, Yunanistan’daki Tirilye ile, Türkiye’deki kardeş şehir ilan edilmişler.

Tirilye, 1963 yılında, Zeytinbağı adını almıştır.Zeytinbağ adı, kasabadaki zeytincilik uğraşısından gelir.

TİRİLYE ADININ KAYNAĞI: Tri (üç), ilya (papaz)’dan meydana geldiği söyleniyor. Hıristiyanlığın ilk konsili toplantısında, muhalif üç din adamı; Aya Yani, Aya Yorgi ve Aya Sotiri aforoz edilirler. Müritleriyle birlikte, Tirilyenin bulunduğu yere yerleşirler.


GEZİLECEKYERLER:


FARUK ÇELİK KÜLTÜR MERKEZİ:
Tirilye’de, 1878 yılında kilise olarak yapılmıştır. Diğer tüm kiliselerde olduğu gibi, üç dikey sıradan oluşur. Dikey sıralar, birbirlerinden sütunlar ile ayrılır. Kilisenin apsisi yıkılmış ve buradan binaya giriş verilmiştir. Girişin üstü, yanlara göre daha yüksektir.

Yemekhane binası, Ekim 1923 tarihinde,Taş Mektepte açılan “Darü-l –eytam adlı fakir ve kimsesiz çocukların okuduğu okulun, sanat bölümünün (marangozhane, demirci gibi) atölye binası olarak kullanılmıştır. Yatılı bölge okulu olan burada okuyan 400 öğrenci, okul yemekhanesinin çok küçük olması nedeniyle, yemeklerini üç posta halinde, sırayla yedikleri okula tayin olan yeni müdür, yemekhane binasındaki atölyeleri “Dündar Evi” olarak bilinen, eski kiliseye taşıtmış ve yemekhane binası, bu tarihten sonra 400 öğrencinin rahatlıkla yemek yediği, okulun yemekhanesi olarak 1927 yılının Eylül ayında, okul kapanıncaya kadar kullanılmıştır.
Evet, burası günümüzde restore edilerek, Faruk Çelik Kültür Merkezi haline getirilmiş. Bu mekanda: ayin yapılıyor.


FATİH CAMİİ-ST STEPHANOS KİLİSESİ- BÜYÜK KİLİSE (KENOLAKKOS-TRİGLEİA) :
Eski bir Bizans kilisesidir. Adı: Aya Tadori’dir. Kilisenin ilk yapılışı: 720 li yıllara kadar iner. 19 metre yüksekliğinde kubbesi bulunuyor. Buraya: 4 adet başlıkları madenden yapılmış, motiflerle süslü sütunların taşıdığı ahşap beşik bir çatı ile kapalı bir revaktan giriliyor. Kilise olarak yapılan binada: mevcut mihrabın üzeri, yarım kubbe ile örtülü. Çift kademeli kasnağa oturan konik kubbe, hakim elemandır.

Bu kilise: Mudanya’nın alınması ile birlikte, camiye çevrilip, Fatih Camii adını almıştır. Ancak: 1918 yılında, Rumlar, kasabaya tekrar gelince, cami yeniden kiliseye dönüştürülür. 1922 yılında, Kurtuluş Savaşının ardından, yeniden camiye dönüştürülür. Eski kilise, yeni cami çok iyi onarım görmüş ve eski heybetinden bir şey kaybetmemiş.


YUANNES KİLİSESİ:
Rumların bölgeyi terk etmesinden sonra, özel mülkiyetin olmuştur. Bugün, halen konut olarak kiralanıyor ve ev olarak kullanılıyor. İçinde: 3 aile oturuyor. Dündar Evi olarak biliniyor. Ana giriş: kemerli taş bir kapıdandır. Giriş bölümü: 3 katlıdır. Giriş katında: pencereler küçük ve karedir. İkinci katta, pencereler daha büyüktür ve dikdörtgendir. Üçüncü katta ise pencere üstleri kemerle tamamlanmıştır. Şaşırmamak elde değil. Eski bir kilise, nasıl bir mesken olarak kullanılır, akıl alır gibi değil.


RESİMLİ KİLİSE-KEMERLİ KİLİSE (PANAGİA PANTOBALİSSA KİLİSESİ) :
1676 yılında, Dr.J.Covel tarafından hazırlanan el yazması bir belgede: kilisenin Panagia Pantobasillissa’ya (Meryem’e) adandığı belirtiliyor. İlk yapının: duvar tekniği ve başka özellikleri göz önünde bulundurularak, 13’ncü yüzyıl sonlarında yapıldığı kabul edilmektedir. İlk tabaka freskoları: 14’ncü yüzyıl başlarına, ikinci tabaka freskoları ise, 18’nci yüzyıla (1723) tarihlenmektedir.

İlk yapıldığında: kilisenin sütunlarının, İskenderiye’den getirtildiği ve tarihte duvarına ilk resim yapılan kilise olduğu söyleniyor. Kemerli kilise de denilen bu kilise: kasabanın denize yukarıdan bakan bir mahallesinde bulunuyor. Ama, maaselef, o ününü veren duvar resimlerini görmek, içeri bile giremeyebilirsiniz. Bugün terkedilmiş durumda. Kapısı kapalı, ancak duvar deliklerinden belki resimlerin bir kısmını görebilirsiniz. Zaten: buranın kilitlenmesinin sebebini de, bu resimleri görünce anlıyacaksınız. Çünkü, resimlerin üzeri, çeşitli şekilde kazınmış, isim ve yazılarla dolu, yani resimler bozulmuş.

AYA YANİ MANASTIRI (TAŞ MEKTEP);
İskele caddesinin batısındaki tepede bulunmaktadır. Yapının üzerindeki bir taş oymadaki yazıda: “M.MYPIDHS APXITEKTWN 1909” ifadesinden, mimarı ve yapım yılı anlaşılabilir.

1909 yılında, Papaz Okulu olarak neo-klasik tarzda inşa edilen, 1988 yılına kadar, İlkokul olarak kullanılan Taş Mektep adını almış, görkemli bir yapıdır. Kıbrıs Eski Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un, bu okulda eğitim aldığı ifade edilmektedir. Bu okulun müdürü, sonradan İzmir Metropoliteni olan Chrisostomos’tur. Bu bina: 1924 yılında: şehit, öksüz ve yetim çocukların okudukları “Darel Eytam Okulu” olarak, Kazım Karabekir Paşa tarafından açılmıştır.
Günümüzde: Uludağ Üniversitesine aittir. Restorasyonu tamamlanarak, Meslek Yüksek Okulu olarak kullanılmaktadır.


TARİHİ ÇAMLI KAHVE:
Taş Mektep yanından yukarı çıkıldığında, Tirilyenin balkonu olarak tabir edilen buraya varacaksınız. Tirilye’de bulunup da, çamlı kahve’de çay-kahve içmeden ayrılmak olmaz.Yorgunluğunuzu burada gidermeyi deneyin. Burada: asırlık çınarların altında, denize ve zeytin bahçelerine bakarak çay içebilirsiniz. Daha önce kullanılmaz durumda olan bu alan, şimdi pırıl pırıl bir çay bahçesi. Püfür püfür esiyor ve manzara şahane. Tam bir tepe olduğu için çevredeki yöreler kuşbakışı görülebiliyor. Bir tek, kahvenin karşısında, önce otel olarak inşa edilen, ama şimdi site olarak kullanılan bina, göz zevkini bozuyor.

KAPANCA LİMANI:
Tirilye’de, Roma döneminden kalan Kapanca bölgesindeki antik liman; her tarih döneminde, en önemli kıyı ulaşımının stratejik odak noktası olmuştur.
Tarihsel kaynaklarda: 9’ncu yüzyıldan 14’ncü yüzyıla kadar Tirilye ve çevresinin ne durumda olduğu hakkında fazlaca bilgi yok. Ancak, 1261 yılında, Nimpheaum Antlaşması ile Mikhael Palaiologos tarafından, Cenevizlilere Marmara sahillerinde ticaret garantisi verilince, Cenevizlilerin Appolonia Gölü kuzeyinden elde edilen tuz madeni ihracında, Tirilye ve Apomeia (Mudanya) limanlarını kullandıkları belirlenmiş. Bu tarihlerde, Tirilye’nin önemli bir liman kenti olduğu varsayılıyor. Burası, ayrıca, bereketli topraklarından elde edilen ürünleri: Bizans imparatorluğunun merkezine aktaran, kendi ticareti açısından da işlevsel önemi büyük olan bir liman kentidir.

kaynak:
http://www.gezi-yorum.net/bursa-mudanya-zeytinbagitrilye/

Read Users' Comments (8)

Cumalıkızık- Halloween

Bu fotoğrafı Cumalıkızık da çektim. Günde 31 Ekim olduğuna göre yayınlamak lazım dedim.
Bu arada aklıma kabak oyduğumuz günler geldi. Kabaklarımızı birşeye benzetmek için verdiğimiz çaba ve sonucun da verdiğimiz emekle uzaktan yakından alakası olmayan sanat eserlerimiz görülmeye değerdi. Tabiki attığımız kahkahalar korku dolu gecenin ilk sinyallerini veriyordu... kehhhh...kehhhhh....



Yarında Trilye'yi anlatırım.

Read Users' Comments (0)

Cumalıkızık

29 Ekim’de Cumalıkızık’a gittik. 2 yıl önce keşfetmiştim ve bir türlü gidememiştim. Sonradan orada bir dizi çekildi ve pek bir ünlendi. Şimdi kocaman tur otobüsleri ile akın akın insanlar bu köye gidiyorlar. (sanıyorum diziyi daha derinden yaşamak için)
Bayramda ve tatil günleri çok kalabalık olduğunu okudum. 29 Ekim de bile kalabalık sınırdaydı. Bir tane tur otobüsü vardı bir tane daha olsa ne olurdu bilmem...
Sonuç , bu köyü pek beğenmedim. Ama Osmanlılardan kalma ve biraz da korunduğu için belki görmek isteyebilirsiniz.

Bunun için aşağıdaki bilgileri veriyorum, belki yardımcı olur. Tamamen kendi fikirlerim olduğu için tercih size kalıyor. Tarih bilgilerini de sonra veririm artık.




Nasıl Gidilir?

En kolay yol. İstanbul, yeni kapıdan kalkan deniz otobüsü ile bursa’ya gitmek. Oradan eski Ankara yolunu takip etmek. Yaklaşık 10-12 km sonra sağda Cumalıkızık tabelasını görüyorsunuz. Oradan saptıktan sonra da ağaçlıklı bir yolda 1-2 ilerliyorsunuz ve valla köyün içindesiniz. Hemen oradaki otoparka park ediyorsunuz.
Diğer bir yolda, eskihisardan arabalı vapur ile topçulara gitmek ve oradan bursa yolunu ve oklarını izlemek gerisi aynı.






Ne yenir?

Bütün evler kapılarını açtıkları ve turizme pek bir adapte oldukları için her yerde gözleme yiyebilirsiniz. Ama alternatifler şöyle:

Kınalı kar: biz burada yedik. Eski bir konak. Sanırım dizi de burada çekilmiş. Avlusunda ve konağın içinde yemek yiyebiliyorsunuz. Ancak konağın içinde yemeyi planlıyorsanız ayakkabılarınızı çıkartmak zorundasınız. Beni bozar diyorsanız avlusunda oturmanın da sizi pek tatmin edeceğini sanmam...
Kutu ayranı ve soğuk demli olmayan çayları eksi puan aldı. Gözlemeyi de bunların yanına ekleyebilirsiniz. Kahvaltı da veriyorlar ama çok kalabalık olduğu için servis çok yavaş, organize değil, vs.vs.

Mavi Boncuk: Köyün biraz dışında gibi. Bahçesi sanıyorum İlkbaharda fena olmuyordur. Nazar boncuklu fotoğraf oraya ait.

Değirmen: dışardan fena gözükmüyordu.

Saklı Bahçe: turuncu ev. Dışardan güzel gözüküyordu ama kapalı olduğu için fazla bir yorum yapamıyorum.

Odun fırını vardı. Cevizli ekmeği denemek isterdim. Ama gözleme pek bir oturmuştu o yüzden teşebbüs bile edemedim.





Nerede Kalınır?

Gittiğinizde kalmak ister misiniz bilmiyorum, ama Mavi Boncuk, Gülizarın evi-pansiyon alternatiflerden bazıları olabilir diyorum. Ucuz olmadıklarını söylemek zorundayım.








Ne Görülür?
Eski evler, etnografya müzesi görebileceklerinizden. Benim için kapılar ve pencereler...:-)

Ne alınır?

Bana göre hiç birşey alınmaz. Her erde zeytin ve zeytinyağı göreceksiniz. Ama nasıldırlar bilmem...
Bu mevsimde hurma güzel gözüküyordu. Kestane : kötüydü. Turşuları: Aklınızdan bile geçirmeyin derim. Tahta oyuncaklar: eğlenceliydi. Tarhana, erişte ve bu gruptaki diğer ürünler için hijyene dikkat diyorum.








Read Users' Comments (3)

Biraz Mola

Biraz mola verdim.En kısa sürede yeniden yazmaya başlayacağım. Mesaj bırakan komşularıma, dostlarıma, ve blog arkadaşlarıma duyrulur.
Sevgiler, Arzu

Read Users' Comments (0)

Ihlamur kasrı

25 bin metrekare civarında bir alana sahip Ihlamur Kasrı; Beşiktaş’ta Nüzhetiye Caddesi’nin kavşağında, Ihlamur ve Teşvikiye arasında bulunur. Bazı kaynaklarda; 18 yy.ın ortalarında Hüseyin Efendi ait bir köşk yer alır yazarken, bazı kaynaklarda; aynı yüzyılın başlarında III. Ahmet’in kurduğu has bahçenin ıhlamurluğunda yapılmış iki köşkten bahsedilir. Ancak, 1849–1855 tarihleri arasında mevcut binalar yıkılarak, yerine Abdülmecit tarafından Nikoğos Balyan’a günümüzdeki köşkler yaptırılır.

Ihlamur Kasrı, Maiyet Köşkü ve Merasim Köşkü adında iki köşkten oluşur. Maiyet Köşkü, Merasim Köşküne nazaran daha sade bir görünümde olup; genellikle, Sultan ve harem kadınları için kullanılırdı. Bugün güzel bir kafeterya burada hizmet vermektedir. Merasim Köşkü ise; barok tarzı oymalarla ve süslemelerle bezenmiştir. Tavanlar manzara resimleriyle kaplı, şöminenin süslemelerinde kullanılan porselenler, yıldız fırınının ürünleridir. Köşk; Kristal avizeler, Avrupa üslubu birçok mobilya, Hereke halıları ve süslü vazolarla dekore edilmiştir.

 

 

 

 
Posted by Picasa

Abdülaziz; Bu kasrın bahçesinde, kendisinin de bizzat katıldığı güreş müsabakaları, koç ve horoz dövüşleri düzenlerdi. I. Abdülmecit burada ünlü Fransız şairi Lamartine’yi misafir etmiş; ayrıca, V. Mehmet Reşat burada Bulgaristan ve Sırbistan devlet adamlarının bulunduğu yabancı devlet erkânını kabul etmiştir.

Cumhuriyet Dönemi’nde uzun müddet kullanılmayan Kasr’ın, 1952 yılında Merasim Köşkü Tanzimat Müzesi’ne, Maiyet Köşkü de Tarihi Köşkler Müzesi’ne dönüştürüldü. Bir dönem müze olmaktan çıkarıldı ve 1980’li yıllarda tamamen restore edildi. 1987’de ise bahçesiyle birlikte, tekrardan konuklarına kapılarını açtı.

Read Users' Comments (1)comments

Gelinler-Ihlamur Kasrı

Bugün Ihlamur kasrına gittik. Tam bir gelin enflasyonu vardı. Hepsi birbirinden güzeldi. Bende gizli gizli onların fotoğraflarını çektim. :-) Favorim fotoğraf çeken gelindi. Hem çok güzeldi, hemde güzel fotoğraf çekiyordu. Fotoğrafçı da onları çekiyordu. Süperdi. Sonra kapının orada duran arkasında cadde olan bana pamuk prensesi hatırlattı. Hafif tombulca olan gelin en asortik pozları veriyordu...:-) Sonra karizmatik bir damat vardı...!!!
Neyse efendim...Buradan tüm bekar arkadaşlarıma mesajımı verdim sanıyorum...:-) Evlenmek isteyenlerin de dileklerinin en kısa sürede gerçekeşmesi dileğiyle... Mekan Ihlamur Kasrı olabilir ama enflasyonun daha düşük olduğu bir dönem seçilebilir. Bunlar kaçamak fotoğraflar daha iyisini yapabilirim söz. Bu söz de dostuma...!!! O anlamıştır...:-)
















Read Users' Comments (0)

İstanbul da Yaşam

İstanbul da Yaşam adlı fotoğraf yarışmasına katılmayı planlıyorum. O yüzden bu aralar İstanbulun çeşitli yerlerinde her fırsat da fotoğraf çekmeye çalışıyorum. Bu fotoğrafta denemelerimden bir tanesi. Fırsatım olursa bir ara kendisi ile konuşmayıda planlıyorum.

Read Users' Comments (1)comments

İstanbul da Bir Akşam




Read Users' Comments (3)

balkonumdan


Yağan yağmurdan, insanların yaşadıkları dramdan ve sayamadığım birçok nedenden dolayı pek bir karamsarım.

Read Users' Comments (2)

Çıralı-tekne gezisi-tatilden son kareler

tekne gezisi yazıları daha sonra...







Read Users' Comments (0)

Odile-Hotel-Çıralı









Bu yıl çıralıya ikinci defa gittik. Aslında farklı bir çok alternatif geliştirdik ama söz konusu deniz olunca ve Türkiye de tatil yapmak isteyince bu kesinlikle birkez daha Çıralı olsun dedik. Hoş datça-palamutbükü eşit ağırlıktaydı ama araba ile yolculuk yapmacağımız için birdahaki sefere dedik.

Çıralı da biz çoğunlukla Odile hotelde kalmayı tercih ediyoruz. Bilgilerine buradan ulaşabilirsiniz.

Arcadia hotelde
de bir kez kalmıştık ama çok önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor çünkü sadece 6 odası olduğu için sürekli dolu.

Bu arada ramazan ayını çok seviyorum. 3 km. kumsalda en yoğun saatte bile toplasan 30 kişi vardı. Özellikle sabahın erken saatlerinde 7-10 arası bulunduğumuz alanda sadece 3 kişiydik. :-)

Çiçek fotoğrafını havuzun içinden çektim. Rüzgarla savrulan çiçekler mavi havuz suyunun üzerinde muhteşem görünüyordu.

İkinci fotoğrafta otelin bahçesinden tahtalı dağının görüntüsü var.

Bu arada Mayıs ayında nar çiçeklerini çekmiştim. Bu gittiğimizde narlar olmuştu.
Fotoğrafların tamamı odile otele ve sahiline ait.


Read Users' Comments (1)comments