Monday, August 24, 2015

1000 yazım...

1000 yazım.... 10 yılda tam tamına 1000 yazı...  Bu yazının ne olacağını çok merak ediyordum.... Kendiliğinden sıradaki fotoğraflarım neyse o olacaktı ama biraz hile yaptım. Leylekleri, fotoğraf sergisi yazısını ve yağmurda yaprakları bir kenara bırakarak kendimi ön plana çıkarttım....!!!

Bu vesile ile eski blog arkadaşlarımın yazılarına baktım bazıları 2012de birçoğuda 2014 de yazı yazmayı bırakmışlar.... Üzüldüm demek ki bende 2 yıldır blog okumuyormuşum çok ayıp.... Sonra izleyici sayıma baktım... 347... acupofcaffeinein daha çok takipçisi olmasını isterdim ama olmamış... Buradan beni izleyen sadık izleyicilerime teşekkürler.

Son olarak 15 Mayıs 2007 de Yıldızcım tarafından yazılan ve beni anlatan yazısını buldum (altta yazıyı tekrar yayınlıyorum). O zamanlar birbirimizi 3 yıldır tanıyormuşuz şimdi 11 yıl oldu. Ne çok güzel anı birlikte yaşadık... Onunla gerçek hayatta, sizlerlede sanal hayatta. İşte bu nedenle güzel anları bol olan bir hayatımız olsun...Hayatımız paylaştıkça güzel...Acılarımızın az olduğu, dostlarımızın bol olduğu güzel günleri hep birlikte sağlıklı olarak yaşamak dileğimle....

En son son olarak;

Hayatlarınıza  herzaman bir fincan kafin kadar canlılık verebilmek umuduyla....



Yıldız tarafından yazılan yazı 15 Mayıs 2007.... :

""Geçtiğimiz gün O'nunla tanışmamızın üzerinden tam 3 yıl geçti. Güzel bir tesadüf eseri tanışma yıldönümümüzde yine beraberdik.

Tanıştığımız gün, ben O'nun yaşadığı şehirdeydim bir iş toplantısı için. Stresliydim biraz da. Akşam yabancı konuklarımızı yemeğe götürmüştük, O'da gelmişti bu yemeğe, ayaküstü tanışmış ve uzak köşelerde oturmuştuk. Yemek bitmiş otele doğru yürürken yanıma gelmiş ve "sen de epey gezmeyi seviyormuşsun duyduğuma göre" demişti bana. O'na "nerden duydun?" diye sormuştum ben de. Sonra ayırılmıştı yollarımız o gecelik.

Ben çok kez yine gittim O'nun yaşadığı ve benim çok sevdiğim o güzel şehre. Ama şimdi bu satırları yazarken anlıyorum O'nunla gezince ayrı bir güzelliğe bürünmüş bu şehir. Tanıdığım hiç kimseye benzemiyor O. O'nun gözlükleriyle bakınca dışarıya, bir yandan etraf şenleniyor, diğer yandan da pek çok kişiye sıradan gelen, canınızı çok ama çok acıtıyor.

O'nunla beraber yemek hazırlamak da bir oyun, yaptığım basit bir salataya bile övgüler sıralayabiliyor. Taksi şöförlerinin bile bilmediği tüm sokakaları biliyor, yeni yerler keşfediyor, sonra da bu keşifleri beraber yeniden keşfediyoruz ya da yeni keşifler yapıyoruz. O'nunla trafik keşmekeşi de yaşanmaz o koca şehirde, üstelik harika bir şoför DJ'dir de. Harika bir tatil arkadaşıdır aynı zamanda. Tatil planlarını önceden araştırır ve geliştirir, mesleğinin hakkını tam verir.

Herhangi biriyle, mesela bize servis yapan garsonlarla çok çabuk iletişim kurar, böylece zaten beraber olduğumuz için keyifli olan anları kat kat keyifli hale getirir. Katışıksız bir ruhu vardır, çektiği fotograflar, yazdığı yazılar oldukça saftır. Özellikli hediyeler hazırlamayı çok iyi bilir. En küçük hediye bile O'nun eli değince sıradışı olur. Bazen belki aylar öncesinden kurar hediye fikrini. Hediyeden ziyade O'nun hediye fikridir zaten özel olan.

Başka hiç kimseye benzemediğinden O'na "deli" derim ben. Ama deli olmasaydı ben de bu satırları yazamazdım sanırım.

Zariftir ve kırılgandır da aynı zamanda. Bunca rengin altında elbetteki karanlık kuytular da vardır derinliklerde. Öğrenmiştir onlarla yaşamayı ve etrafındakilere bunları göstermemeyi. Ama ben O'nu bu rengiyle de severim ve beklerim gösterebilmesini istediğinde. Sadece "tatlı hayatın da acı hayatında paylaşılabilir olduğunu" bilmesidir istediğim.

Uzaklardan bile olsa aynı şeyleri beğeniriz, alırız, kullanırız. Binlercesi arasından aynı çalışmayı seçip duvarkağıdı yapmışlığımız vardır mesela.

Daha yeni döndüm sayılır O'nun yanından, daha erken gitmez isem, yakında önemli bir gününde yine O'nun yanında olacağım.
Veeeee O bir fincan kafeindir canlılık veren :)

O kadar uzayabilir ki bu yazı...
Böyle özel zamanlar iyi ki var, karşılıklı bildiğimiz ama birbirimize bu kadar net söylemediklerimiz içimizden çıkıyor böylece.

O'na şarkı:

O beni prenses peri sanıyooooooo...."

8 comments:

tülin said...

1000. Yazı için tebrikler. Gidip bakayım, ben neyi, ne kadar yazmışım ?

tülin said...

Gerçekten çok hoş :)
İçten teşekkürler ! Seçmek çok zor olacak. Bu arada 641 paylaşımım olmuş .

Özgür Coşar said...

tebrikler, tülin :(
o kadar takip et, her sabah bak :))
şaka şaka...
nice binlere. ben de artık 2000. yazıda kazanırım :)

tülin said...

Teşekkür ederim.
Keşke bu sabah biraz daha erken uyansaymışsınız :( olmadı şimdi. İçime sinmeyecek!

A cup of Caffein said...

Sevgili Tülin,

Şanslı olmak güzel bir duygu... Bazen minik birşey kazanmak istediğimiz birşeye sahip olmaktan çok daha fazla keyif veriyor ...
Özgürün hangi fotoğrafı beğendiğini biliyorum... Başka bir yarışmada kazanır gibime geliyor... :-)
Gelelim seçtiğin fotoğrafa çok güzel... Bende o fotoğrafı çekerken çok başka şeyler düşünmüştüm...
Neden hoşlanacağını anlamak için bloglarına ve yazılarına baktım. Minik hediye fikrinde de düşüncemiz aynıymış... :-)
Güzel süprizlerin bol olması dileğimle, sevgiler...

tülin said...

Arzu'cum,

ben öyle dolaylı anlatımları beceremeyen, su gibi biriyimdir.
Arkadaşlarım, tanıyanlar bilir ki düşündüklerimi, hissettiklerimi gizlemeyi bilemem.
Fotoğraflarının çekim kalitesinden çok, neyi çektiğin bana güzel, ruhuma yakın gelen.

Dediğim gibi, o eski ev benim anılarımla karışıp, bir hayale, belki de bir hikayeye büründü görürgörmez.

Hatta, yüksekçe bir ocak bacası üzerine at arabası tekerleği kondurmuştum. Her yıl yolunu gözleyeceğimiz leylekler için.

Şimdi leyleklerin olduğu bir yazı var bloğunda... Ne diyeyim;
Hiss-i kalblel vuku :)

İşte böyle !

Sevgiler

A cup of Caffein said...

Sevgili Tülin,

Bende dolaylı anlatımları sevmeyen, içimden geldiği gibi hareket eden ve eğrisi ile doğrusuyla pat diye yüzüne söyleyen ve her duygusuda yüzünden okunan birisiyim.... :-)
Bu nedenle yine derim ortak özellikleri olan insanlar hep bir birbirini buluyor. Yada Allah bir nedenle bizleri karşılaştırıyor.

Fotoğraf kalitesine gelince ...herzaman dediğim gibi bir eğitim almadım... İçimden ne geliyorsa onu çekiyorum. O an bana güzel gelen ve o an bende iyi şeyler hissettiren nesneler yada objeleri çekiyorum...

Fotoğraflarımın çektiği kişilerde güzel hissler uyandırması hoşuma gidiyor... :-) daha doğrusu bir kişinin yüzünde gülümseme oluşturmak beni mutlu ediyor.

İşte böyle... ev söylediğin zaman hazır olacak... :-) sevgiler. arzu

tülin said...

Arzu'cum,

Yolda bulup aldığım, boyarken yarım kalan bir çerçevem vardı. Fotoğrafı onun içine düşünmüştüm. İstedim ki tıpkı içindeki fotoğraf gibi çerçevesinin de bir öyküsü olsun. Buldum, ölçtüm 28 x 22 cm. Buna uygun boşlukları bırakarak bir ölçüye sen karar ver. Olmaz mı? Ben de boyasına devam edeyim,
Bu vesile ile yarım kalan işim de biter ;)

Sevgiler.

About

.
 
google-site-verification: google6264df489a134469.html