Saturday, June 22, 2013

Karaağaç - Bursa

Bu gezide unutulmaz anılarla doluydu. Herşeyden önce moralimiz çok bozuktu ama ido biletlerimiz olduğu için gidelim hemde hava değişikliği olur dedik. Kabataştan İDOBUS ile Bursaya yolculuk yaptık. Geçen sene giderken bu kadar kalabalık değildi sanırım herkes öğrenmiş yolu. :-( Güzelyalıdan otobüs ile metroya, oradanda iki farklı metro ile küçük sanayiye. Karağaça giden aracı soruyoruz giden araç pek yok. Midibüsler var (EŞKEL) birde Kemalpaşaya giden otobüs var. 11:00 de kalkan Kemalpaşaya biniyoruz köyün 2-3 km girişinde yol üzerinde iniyoruz. (Karaağaç Türkiyedeki tek leylek köyü, avrupadaki 11 leylek köylerinden birtanesi). Çiçekler, böcekler,vs.. click, click sesleri eşleğinde başlıyoruz yürümeye... Yolun bir yerine geldiğimizde traktörlü bir amca bırakayım sizi diyor. Bundan iyisi can sağlığı. Hiç traktöre ayakta binmemiştim.:-) Tekerliğin orada ayakta giderek köyün girişine varıyoruz. Amca, zeytinliklerini ilaçlamış oradan dönüyormuş. Maskesine baktım bizde bunları takıyoruz dedim.:-) Sizinki daha iyidir o biber gazına karşı bu korumaz ki...! yok be amcam dedim çantamdaki maskeyi gösterdim. Mavi gözlerinde bir pırıltı tamam dedi. :-) Bir önceki hafta leylek şenliği olacaktı, olaylardan dolayı buradaki şenliğide muhtar iptal etti, şenlik falan olmadı dedi. (bizde şeknlik haftasında gelecektik olaylardan dolayı bizde erteledik dedim).... Neyse Karaağaça dönelim, köyün girişindeki okulda gözetleme kulesi var. Çok güzel hazırlanmış fotoğraflı dokümanlarla civarda yaşayan bütün kuşlar hakkında bilgi edinebiliyorsunuz. Gözetleme kulesine çıkıp bir kaç click click daha. Leylek arıyoruz ama çok fazla göremiyoruz. Neyse köye inelim belki köyün içinde vardır dedik. Göl kıyısından yürüdük. Sonra köyün içine girdik. Ama çok fazla leyleğe rastlamadık. Köy de zaten terk edilmiş gibiydi... kimseler yoktu etrafta. Ne bir yemek yeri ne de oturacak bir kahve vs...derken bari yola koyulalım Gölyazıya gidelim dedik. Sahilden yakın ama yol yok. O nedenle köyün dışına yürüyeceğiz neyapacaaaağız başka çare yok...:-) Başladık yürümeye, bu sefer ağaçlardaki dutların, şeftalilerin ve eriklerin tadına baktık. (Bir iki tanecik...:-) Bu sefer başka bir traktör bizi köyün çıkışına, anayola kadar bıraktı. Süperler... köyümüze geldiğiniz için teşekkürler vs. Zaten nedense eşimle beni hep yabancı zannediyorlar...:-( Buna bir anlam veremiyoruz ama ne yapalım... Yolda Kemalpaşa arabaları geçmeyince ve hava yürümek için çok sıcak olunca eşim otostop yapalım dedi. :-) Bir tır bizi aldı. Tırman tırman çok ilginçti, hiç o kadar yüksekten bakmamışım yola. Seramik götürüyormuş Trabzona. Ailesini haftada bir görüyormuş. Neyse 5 km'lik yolculuk için teşekkür ettik ve Gölyazı sapağında indik. BUradan köy 5 km. Gölyazıyada araç çok seyrek işliyor. Başladık yürümeye bu seferde şansımıza otobüs geldi. Hop atladık içine. Tabiki muhabbet etmeden olmaz. Daha önce gelmiştik , aracın içi düğüne gidenlerle doluydu vs. derken. Yanımdaki kadın dediki şimdi de öyle düğüne gidiyoruz. :-) Bir kahkaha vs. ile köye vardık. Bir düğün bir de kına gecesi varmış. Bu bilgiyide aldık...:-) Gölyazıda geçen sene daha çok leylek vardı. Bu sene daha azdı. Köyün hemen girişinde çok heybetli ve çok yaşlı bir çınar ağacı var(yanılmıyorsam 730 yaşında). Orada gözleme, ayran olayı ile kendimize geldik. (gözlemesi güzel değil, tavsiye etmem).Sonra başladık yürümeye, bütün köy Atatürklü bayraklar ile donatılmıştı. İnanamadım. Leyleklerin fotoğrafını çekerken bir bayan beni evine davet etti, bizim damdan daha güzel gözüküyor gel oradan çek dedi. İlk defa utandım. Ne bileyim rahatsız etmek istemedim. Belkide şu sıralar iyi duyguları olan ve paylaşmayı seven canım insanlarımı gördükçe duygularım pek bir kabarıyor kimbilir yada ben ne bilirim...:-( Akşama doğru hava kapatmaya başladı, bizde biraz daha dolandık muhabet ettik, düğüne bile davet edildik....:-) Sonra Bursa'ya hareket. Bursa'da Ulu camiyi ziyaret ettik. Caminin etrafındaki hanlar çok güzeldi. Herbirinin ayrı ayrı bir uslubu vardı. Hanların birinin avlusunda mola verelim dedik ve bir ağacın dibine oturduk. Karşıdan bir abi "hello, hello, drink tea diyerek yanımıza geldi. Neyyyaapppcaaaaz içeceğiz tabiki. Ne içtik be... (bu aralar biraz Vasfiye teyze modumda var...:-)) Çaycı ile muhabbet ettik biraz da siyaset konuştuk. :-) Sonra Güzelyalı ve İdobus durağı... Beklerken masaj koltuklarına oturduk. 3 dk masaj tüm yorgunluğumuzu aldı vallahi. Yine birçok candan,iyi insan tanımanın verdiği huzurla ve birazda içimizdeki üzüntü ile eve döndük. Yolda TV'nin kapatılmasını rica ettik tabiki...
















2 comments:

Anonymous said...

arzun artık sen de leyleği havada görmüşsün. bundan sonrası kolay :)
selamlar,
Sadeceozgur

kaslihan said...

Başaklar ve Gelincik...

About

.
 
google-site-verification: google6264df489a134469.html