Monday, November 28, 2016

Emirgan Parkı

Ukrayna yazılarını yazınca diğer bölümlere yer verememiştim. 12 Kasımda Emirgan Parkında gitmişiz. Bu parkı severim. Ne yazık ki son dönemlerde gelinler için bir fotoğraf stüdyosu olmuş gibi.

Turing işletirken beyaz köşkü çok severdim. Çocukken oraya gittiğimizde temiz havuzunda mavi gökyüzünün yansımasını seyrederdim. Etrafındaki masalar, gelen insanlar....Kendimi beyaz sarayda yaşayan bir prenses gibi hissederdim.

Bugün işte öyle...  (bu üç noktalarıma alıştınız herhalde. Bu noktaları koyunca sözüm kalmadı demek benim için...) İş makineleri Emirgan parkına da girmiş... Kafe mi yapıyorlar başka birşey mi yapıyorlar bilmiyorum isteyenlerin gözü aydın ...






















Saturday, November 26, 2016

Lviv - Bölüm 4

Hızlı hızı fotoğrafları yayınladım yazıları da yazarım demiştim.  Evet Lviv Bölüm-1, 2, 3'ün yazılarını bitirdim. Son bölüme söyleyecek çok şey kalmadı aslında ama ben yoruldum.
Günaydın ve kaldığımız yerden devam.

Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz kilisenin ismi Dominican Church. Rynock Square'in doğusunda eski şehirde. Roma koatolik kilisesi olarak kurulmuş ama günümüzde Yunan Katolik Kilisesi olarak hizmet veriyormuş.
yapımı 13 yy (1234)  dayanıyor.İkinci dünya savaşında Sovyetler Birliği tarafından depo olarak kullanılmış. 1970 yıllarında dini müzeye çevrilmiş. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonrada Ukraynalı Yunan katoliklerin Kilise olarak kullanmalarına izin verilmiş. 

Bu kilisenin önünde Nykyfor Drovnia'nın heykeli var. Ünlü bir resam. Polonyada doğmuş. Annesi sağır ve çok fakir olduğu için ilkokul eğitimi dahi alamamış. Kendiside konuşma özürlüymüş. Lvivi hiç görmemesine rağmen yüzlerce tablosunu yapmış. 

Eğer kilisenin önüne gider burnunu okşar ve parmağınızı onun parmağınıza değdirirseniz dileğiniz gerçek oluyor. Tabiki bunu yaparken ufak bozuk paralarınıdan atarsanız başka kimselerin de dileklerinin gerçekleşmesine vesile olursunuz.












Bu üç bina Sarı olandan başlayarak sırasıyla eczane müzesi , tarih müzesi...


Karşınızda ben. Kat kat giyinmiş durumdayım. İçimdekileri sayayım (aslında tek tek gösterdiğim bir fotoğrafım vardı ama bulamadı). T-shirt, kazak, polar hırka, mont (yeşil fosforlu) ve siyah mont. Tam 5 kat. Hiç üşümedim. Ama neden kalpak taktıklarını anladım. Vücudum üşümemesine rağmen sadece arnım ara ara üşüdü. 




Bernardine Church and Monastery (3a Soborna Square) . Buda başka büyük bir kilise artık aklımda tutamıyorum ama hemen yanında bir pazar var. Şimdilerde st. Andrew Greek Church olarak biliniyor.Bununda yapımı 146o yıllarına dayanıyor.




Kral  Danylo'nun  heykeli. Şehrin kurucusu. Heykeli 2001 yılında yapılmış.







Yukarıdaki fotoğrafda Özgürlük Meydanı var. Taras Shevchenko. Ukraynalı bir şairin heykeli. Yanında ki o dalga gibi olan şeyin üzerinde de ölen ve acı çejen insanların figürleri vardı.  Ne yalan söyleyeyim anıttan hoşlanmama rağmen böyle bir meydanın olması çok güzel. İnsanların özgürçe düşüncelerini ifade etmelerinden daha güzel ne olabilir ki.


Lviv Opera binası. Solomiya Krushelnytska National Opera and Ballet Theater.





Rynock Square. Burası şehir kurulduğundan beri varmış. 1851 yılında yeniden yapılmış. Hükümet binası (65 m boyunda Lviv'in en yüksek noktası)  tam ortasında (hani bizim tırmandığımız) . Burada köşede aşağıdaki ikinci fotoğrafya venüs heykelinin tam karşı köşesindeki kafeye (kahfe fükkanına) girmenizi öneririm. Aynı zamanda bir kahve dükkanı ve kahve müzesi gibi. Alt kata inmeniz gerekiyor. İnerken size lambalı bir kask veriyorlar. Kahvelerini de madenciler tarzında yakarak eğlenceli bir şekilde pişiriyorlar. Klastrofobi niz varsa işiniz zor olabilir.



Buda tramvayları. Rynock meydanından 1 ve 2 numaralar kalkıyor. Biz bir tanesine binelim dedik. Merak işte. Gri camlı kapının küçük bölmesinden parayı koyuyorsunuz. 2 grivra (bizim paramızla 20 kruş) oda size aynı  delikten bileti koyarak gönderiyor. Bulanık çıktığı için gösteremiyorum ama içeride bir demir delgeç alanı var. Orada bileti deldirmeniz gerekiyor. Yoksa ceza yersiniz. 

Neyse bizim tramvay yolculuğumuz kısa sürdü. Çünkü yayalara yol vermekten ve araçlara yol vermekten bir türlü yol alamadığını görünce bir kaç durak sonra sıkılıp indik.















Artık gezi bitsin.   Biz görülcek tüm yerleri iki gün içinde gördük. Ancak bir üçüncü günümüz olsaydı şehrin dışındaki kaleleri de görmek isterdik tabiki.
aşağıdaki kaynak bize çok yardımcı oldu. Dilerseniz siz de oradan faydalanabilirsiniz.

http://www.touristinfo.lviv.ua/en/plan-trip/what_to_see/


Lviv -- Bölüm 3

Tek tek yazıyorum. Ha gayret modundayım. İlk 5 fotoğrafı yayınlamamın nedeni şehri bu şekilde çok beğenmiş olmam. Sokak sonlarında minik parklar. Sokaklar çift taraflı ağaçlı. Renga renk bir dünya.











Gunpowder Tower.  Burası bir baruthane. İçerisi  cafe, restaurant ve toplantı yeri olarak kullanılıyor. Benim en beğendiğim yanı hemen önündeki bu iki aslan heykeli. Biri kapının sağında diğeri solunda duruyor. Ne tatlı gülümsüyorlar değil mi. Aslan Lviv'in aynı zamanda sembolü biliyorsunuz değil mi?. tabi yeniden söylemeden edemeyeceğim içinde bulunduğu  parkta bir mola verin dinlenin.



Lviv meeting point. Bu hemen Dominican Church'ün ( Soli Deo Honor et Gloria)  yanı. Rynock square'in de başlangıcı. Fotoğrafta gözükmüyor belki ama hemen önünde içinde hediyelik eşyaların satıldığı kırmızı bir vagon var. Cumartesi sabahları burada ikinci el  kitap satış alanı kuruluyor. Kitaplara şöyle bir baktımda çoğunlukla siyasi ağırlıklıydı.

Burada bir parantez açayım. (gazeteleri teyzeler satıyor ve ellerinde taşıyorlar. Orada taşın üstüne koyuyorlar ve herkes istediğini alıyor). Çok emin olmamakla beraber gazeteler büfelerde satılmıyor diyebilirim.




Burası Italian Square olarak geçiyor. Tarih müzesinin içinde bir  yer. Cafe olarak kullanılıyor O nedenle müzeği gezmek istemezseniz burada bir kahve molası verebilirsiniz. Ben beğenmedim çok. Bana biraz nargile mekanlarını andırdı.  Belki baharda balkonlardan sarkan çiçeklerle romantik bir görüntüye biürünüyordur kimbilir.



Boim kilisesi.  Muhteşem bir dış önyüzü var. 1609- 1615 yılları arasında yapılmış ve UNESCO dünya mirası listesinde.Georgy Boim ( György Boym in Hungary) Maceristanda doğmuş bir tüccar ve kendi ailesi adına bir kilise yaptırmak ister. kendi döneminde başlar oğlu kiliseyi bitirir. İçinde Boim ailesinin 14 ferdinin mezarı bulunuyor. Bunun mimarisinde de  İtalyan esintisi varmış. 

Onu bunu bilmem bu kilisenin diğer kiliselere oranla katı kuralları vardı. Öyle her an içeri almıyorlardı . ancak bulunduğu sokakta çok güzel bir restaurant ve  kafe var. Kafenin ismini 4. bölümde yazarım.





Rynock meydanında ki tüm binalar aslına  uygun restore ediliyor. Bu balkona ve bu binanın pencerelerine hayran oldum. aslında tek tek her binanın pencerelerini kapılarını, çatılarını göstermek isterdim ama burada mümkün değil.









Lviv opera binası. Eskiden Poltva nehrinin bataklığının üzerinde kurulmuş. Operanın içindeki kitabede 1897-1900 tarihleri arasında yapıldığı yazıyor. Tabiki bu binada UNESCO Dünya Mirası listesinde. Özgürlük meydanın ağaçlıklı yolun sonunda yer alıyor. 
Operanın hemen sağ alt kapısının altında mağra gibi bir yerde restaurant var. ekranda nehir görüntüsü filan gösteriyorlarmış içine girdik ama göremedik. Restaurant olarak içerisi fena gözükmüyordu. 









Buda Tiyatro binaları. Dediğim gibi Başbakanları çıkmış halka "yeni bir alt yapı ve kanalizasyon sistemi mi inşa edim yoksa tiyatro binası mı istersiniz" diye sormuş. Halk tabi ki tiyatro binası istemiş. Kültür bu olsa gerek.  Aşağıda gördüğünüz tiyatro binası "Mariya Zankovetska National Academic Ukrainian Theatre" yapılmış.  Lesya Ukrayinka Sokağı ile  Prospekt Svobody sokağının arasında. İsimlerini veriyorum çünkü hemen önlerinde saat 17:00 ye kadar açoık olan ve hediyelik eşya satıcılarının bulunduğu bir pazar kuruluyor. 

Taiki bol miktarda tabloyu, bez bebekleri, ahşap kutuları burada bulabilirsiniz.





Buranın da hikayesi değişik. Heykeli bulunan bu kişi merkez başkanlığı döneminde zimmetine para geçirmiş. Neyse onlarda onu cezalandırmışlar ama aynı zamanda mezarını bu meydandaki bir restauranın merdivenlerinin önüne yapmışlar ki her gelen geçen üzerine basarak onu cezalandırsın diye.
Buranın içindeki restauranta biz et yemeği yedik. Oldukça lezzetliydi diyebilirim. Birde  oldukça büyük bir bira koleksiyonları var. 250 çeşit ?? olabilir. Kendi el yapımı biraları da var.




Gaz lambasının mucidi aşağıdaki fotoğrafta . Burası aslında bir kafe restaurant, onların değimi ile müze!! . İçerisi gaz kokuyor. !! Birde tabiki değişik türlerde vodka. Artık gazdan mı yoksa vodkadan mı kafa bulunur bilmem ama benden bilgi vermesi.

"Viyana dan, Lviv ‘e 1853 yılında Lviv ‘li Eczacılar Jan Zech ve Ignacy Łukasiewicz tarafından getirilen İlk Gas Lambası Örnekleri zaman içerisinde büyük bir Koleksiyona dönüşmüştür.  Bugün Gas Lamb Pub- Museum ‘da 200 ‘ü geçkin örneğini görebilirsiniz.
Gas Lambasının Mucitleri Hemen Girişte Sizi Karşılar. Girişte Bronz “Tunç” Jan Zeh ile aynı masa da oturup hatıra fotoğrafı çektirebilirsiniz. Hemen Kafanızı yukarı kaldırdığınızda 3. Kat tan diğer mucitimiz  Ignatius Lukaşeviç sizi gözlüyordur." kaynak : http://www.lvivhaber.com/lviv-gaz-lambasi-muze-pub-restoran/


About

.
 
google-site-verification: google6264df489a134469.html