Saturday, November 26, 2016

Lviv - Bölüm 4

Hızlı hızı fotoğrafları yayınladım yazıları da yazarım demiştim.  Evet Lviv Bölüm-1, 2, 3'ün yazılarını bitirdim. Son bölüme söyleyecek çok şey kalmadı aslında ama ben yoruldum.
Günaydın ve kaldığımız yerden devam.

Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz kilisenin ismi Dominican Church. Rynock Square'in doğusunda eski şehirde. Roma koatolik kilisesi olarak kurulmuş ama günümüzde Yunan Katolik Kilisesi olarak hizmet veriyormuş.
yapımı 13 yy (1234)  dayanıyor.İkinci dünya savaşında Sovyetler Birliği tarafından depo olarak kullanılmış. 1970 yıllarında dini müzeye çevrilmiş. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonrada Ukraynalı Yunan katoliklerin Kilise olarak kullanmalarına izin verilmiş. 

Bu kilisenin önünde Nykyfor Drovnia'nın heykeli var. Ünlü bir resam. Polonyada doğmuş. Annesi sağır ve çok fakir olduğu için ilkokul eğitimi dahi alamamış. Kendiside konuşma özürlüymüş. Lvivi hiç görmemesine rağmen yüzlerce tablosunu yapmış. 

Eğer kilisenin önüne gider burnunu okşar ve parmağınızı onun parmağınıza değdirirseniz dileğiniz gerçek oluyor. Tabiki bunu yaparken ufak bozuk paralarınıdan atarsanız başka kimselerin de dileklerinin gerçekleşmesine vesile olursunuz.












Bu üç bina Sarı olandan başlayarak sırasıyla eczane müzesi , tarih müzesi...


Karşınızda ben. Kat kat giyinmiş durumdayım. İçimdekileri sayayım (aslında tek tek gösterdiğim bir fotoğrafım vardı ama bulamadı). T-shirt, kazak, polar hırka, mont (yeşil fosforlu) ve siyah mont. Tam 5 kat. Hiç üşümedim. Ama neden kalpak taktıklarını anladım. Vücudum üşümemesine rağmen sadece arnım ara ara üşüdü. 




Bernardine Church and Monastery (3a Soborna Square) . Buda başka büyük bir kilise artık aklımda tutamıyorum ama hemen yanında bir pazar var. Şimdilerde st. Andrew Greek Church olarak biliniyor.Bununda yapımı 146o yıllarına dayanıyor.




Kral  Danylo'nun  heykeli. Şehrin kurucusu. Heykeli 2001 yılında yapılmış.







Yukarıdaki fotoğrafda Özgürlük Meydanı var. Taras Shevchenko. Ukraynalı bir şairin heykeli. Yanında ki o dalga gibi olan şeyin üzerinde de ölen ve acı çejen insanların figürleri vardı.  Ne yalan söyleyeyim anıttan hoşlanmama rağmen böyle bir meydanın olması çok güzel. İnsanların özgürçe düşüncelerini ifade etmelerinden daha güzel ne olabilir ki.


Lviv Opera binası. Solomiya Krushelnytska National Opera and Ballet Theater.





Rynock Square. Burası şehir kurulduğundan beri varmış. 1851 yılında yeniden yapılmış. Hükümet binası (65 m boyunda Lviv'in en yüksek noktası)  tam ortasında (hani bizim tırmandığımız) . Burada köşede aşağıdaki ikinci fotoğrafya venüs heykelinin tam karşı köşesindeki kafeye (kahfe fükkanına) girmenizi öneririm. Aynı zamanda bir kahve dükkanı ve kahve müzesi gibi. Alt kata inmeniz gerekiyor. İnerken size lambalı bir kask veriyorlar. Kahvelerini de madenciler tarzında yakarak eğlenceli bir şekilde pişiriyorlar. Klastrofobi niz varsa işiniz zor olabilir.



Buda tramvayları. Rynock meydanından 1 ve 2 numaralar kalkıyor. Biz bir tanesine binelim dedik. Merak işte. Gri camlı kapının küçük bölmesinden parayı koyuyorsunuz. 2 grivra (bizim paramızla 20 kruş) oda size aynı  delikten bileti koyarak gönderiyor. Bulanık çıktığı için gösteremiyorum ama içeride bir demir delgeç alanı var. Orada bileti deldirmeniz gerekiyor. Yoksa ceza yersiniz. 

Neyse bizim tramvay yolculuğumuz kısa sürdü. Çünkü yayalara yol vermekten ve araçlara yol vermekten bir türlü yol alamadığını görünce bir kaç durak sonra sıkılıp indik.















Artık gezi bitsin.   Biz görülcek tüm yerleri iki gün içinde gördük. Ancak bir üçüncü günümüz olsaydı şehrin dışındaki kaleleri de görmek isterdik tabiki.
aşağıdaki kaynak bize çok yardımcı oldu. Dilerseniz siz de oradan faydalanabilirsiniz.

http://www.touristinfo.lviv.ua/en/plan-trip/what_to_see/


4 comments:

tülin said...

Sen niye yoksun fotoğraflarda? Diyecektim ki, sıcacık gülüşünü gördüm :)

Arzu Brumendi said...

Tülincim,

Fotoğraf çektirmeyi sevmiyorum. Bu fotoğrafı da aslında soğuğu göstermek için ekledim. Üzerimde bir fosforlu yeşil bir de siyah mont var. İçimde de bir polar, bir kazak ve birde T-shirt. :-)

Hiç üşümedim. Sadece alnım ve parmak uçlarım ara ara üşüdü.

Bu arada iltifatın için teşekkür ederim. Yurt dışında insana bir huzur geliyor. Alışık olduğu sesleri filan duymadığı içinmidir neden bilmem artık.

Sevgiler

arzu

tülin said...

Olsun iste, ne guzel :) Bloglar bizim gunlugumuz aslinda. Donup baktiginda o guzel karelerin icinde kendini gormek yasadiginin ruya olmadigini kanitliyor.
Benim sebebim bu dogrusu. Ha, bir de o kadar seyi ustume giymis olsaydim, fotografin yarisini kaplardim ben. Lahana bebek olmaya ugrasmissin ama ne guzel, hala inceciksin :)

Arzu Brumendi said...

Tülin,

Evet bende bu blogu sadece bu günlük olayı nedeniyle tutuyorum. Elektronik olması işime geliyor. Aradığımı daha kolay buluyorum :-) :-) Bilmiyorum ama fotojenik değilim. Fotoğraflarda hiç kendimi beğenmiyorum. Eşimde bu yüzden fotoğrafımı çekmek istemiyor. Herkesin özçekim yaptığı bir dönemde "rica etsem fotoğrafımı çekermisiniz" demek biraz sıkıntı oluyor. :-)

Aslında çok ince değilim. İri bir insan sayılırım. Sağlıklı olalım vallahi gerisi hikaye...:-)

Sevgiler

About

.
 
google-site-verification: google6264df489a134469.html