Sunday, November 13, 2016

Kiev

Kiev yazısına başlamadan önce fotoğrafları yürüyüş parkurumuza göre eklediğimi belirtmek istiyorum.  Açıklamalarını yine bu yazı üzerinde devam ederim. Bu ilk bölümü olsun. Sanki yolun daha %25'inin fotoğraflarını yayınladım gibi...  :-)  :-) Parça parça anlatırım artık. :-)

Gelelim Kieve. haritayı görüyorsanız eğer bunu internetten aldım. Kırmızı ile çizili güzergahı bir numaradan başlayarak aynen yürüdük. !! Çok uzundu. Akşamı ilk defa bacaklarımı hissetmeyecek boyutta ağrıdığını hissettim. Kiev soğuktu, ara ara güneşliydi. Birde ayrılacağımız gün çok güzel kar yağdı.

Kiev parkların içine kurulmuş bir şehir o nedenle ne zaman ayaklarınız yorulursa hemen bir parkın içine girin sokak kahvecisinden (onların ki çok lezzetli) aldığınız kahveyi hışırdayan yaprakların ve dallardan süzülen güneş ışığının eşliğinde yudumlayarak yorgunluk atın.  Ukrayna da ağaç kesmek yasak.  Bu ön bilgiyide vererek başlayalım yürüyüşümüze.... :-)

Otelemiz biraz şehrin dışındaydı. ama  ana metro hattı olan kırmızı hattın üzerindeydi bu nedenle dört durak sonra Dinyeper nehrini geçerek şehir merkezine inebildik. Tabi ki sabah çok erken yollara düştüğümüz için mesai saatine denk geldiğimizden kalabalığı yaşadık. Sanıyorum birazda üniversiteli gençlerin ağırlıklı olduğu bir semt olduğu için epey tıkış tıkış bir biçimde yolculuk ettik. Türkiye standartlarında metroda kendimi biraz da uzun hissederim ama Kiev metrosunda kısa epey bir kısa boylu hissettim kendimi. :-)  Gezimize Podol bölgesinden paşlıyoruz. Podol orta çağdan kalan bir mahalle,  şimdilerde ise ağırlıklı olarak esnafın yaşadığı,  manastırların, kilisilerin bulunması nedeniyle fotoğraf çekimi için uygun bir mahalle. Ayrıca Ukrayna'daki ilk postane  1775 yılında Podol'da kurulmuş. Metrodan  mavi hat üzerinde olan  Kontraktova inerek bu bölgeye ulaşıyorsunuz.



Podol'un (yada podil)  merkezi Kontractova meydanı eskiden Torzhysche olarak anılıyormuş. Kiev'in en eski Eğitim Enstitüsü - Kiev Mohila Akademi,  1632'de Bratskaya ve Lavra okullarının bir birliği olarak kurulmuş. Sadece Ukrayna'da değil tüm Doğu Avrupa'daki ilk yüksek okul olma özelliğini kazanmış. Onarım aşamasındaydı.  Şimdi meydanda olan burayı ve meydanı solunuza alın yolun karşısına geçin ve yürümeye başlayın sağ tarafınızda   Frolov (kadın)  manastırını görüyorsunuz. Yukarıya çıkınca da erkek manastırını göreceğiz. Bizde bunu manastırı gezerken Ukraynalı  bir gençten öğrendik.  Kendisi birinci Flugerhorn çalan müzisyendi. Sabahın çok erken saatinde manastıra dua için gelmişti (çok dindarlar bu arada) ingilizce çok az bilmesine rağmen bize çok yardımcı oldu ve bize istediğimiz yolu  tarif edemediği için bizimle  birlikte o sokağın başına kadar yürüdük.




Podol bölgesinde aktif olarak faaliyet gösteren  Frolov Manastırı var demiştik  XV. Yüzyıldan kalan  bu  manastır kompleksi   Voznesenska Kilisesi  (1722-1732 yılında yapılmış) , iki mağazalı yemekhane ve çan kulesinden oluşuyor. Pirogoschi Tanrısı Vaftizhanesi, 1132-1136 yıllarında Vladimir Monomah - Mstislav oğlu tarafından yaptırılmış. Bu bina, Kievliler  için sosyal ve dini bir merkez içerisinde bir okul, şehir barınağı, şehir arşivi ve hastanesi  var.


Sonra Andreevskaya  Spusk caddesinden yukarıya doğru yürümeye başlıyorsunuz. Okuduğum kaynakta Kiev'in en güzel caddesi diyordu  tam aynı kanıda olmasamda güzel bir cadde diyebilirim. Yazın ağaçların renkleri ile daha da bir güzelleşiyordur. Aşağıda görüceğiniz dört fotoğraf bu caddenin aşağıdan başlayarak yukarıya doğru tırmanışınızda göreceklerinizdir Yukarıda bizi Andreevskaya Tserkov kilisesi  (mavi kilise)  bekliyor.   (yukarıya çıktıktan sonra aşağıdaki renkli çatıları görmek istediğimizden epey bir yolu geri yürüyerek caddenin ortasındaki sağdaki sokaktan içeri girerek devam ettik. Ne yazık ki değmezmiş kelimesini kullanıyorum. Çünkü çatıların renklerini göremediğimiz gibi binalarda eski tarzda yapılmış yeni renkli binalardı. Bu nedenle aynı yokuşu ikinci kez tırmandık).  Bu caddeninin uzunluğu 720 m ve parke taşlarla döşeli, yol boyunca bir çok sanat galerisi var  ve yukarıdan manzara güzel bu nedenle ha gayret devam edelim yürümeye...








Andreevskaya Tserkov kilisesi yukarı şehir bölgesi ile aşağıdaki Podol (Podil) bölgesini birbirine bağlıyor. Turist rehberleri bu bölgeyi anlatırken "Kiev'in Montmartre" si diyorlarmış. Fotoğraftadan da görüleceği üzere bizim gittiğimiz dönemde inşaat çalışması nedeniyle kapalıydı o yüzden içerisi hakkında bilgi veremiyorum. 
 Okuduğum kaynaklarda dünyadaki en güzel Ortadoks kilisilerinden biri olduğu söyleniyordu. Bu kilise 18 yy Bartalameo Rastrelli tarafından barok mimarisi tarzında yapılmış ve yapımı tam  8 yıl sürmüş. Bu kilisenin yapımında imparatoriçe Elizaveta Petrovna katkıda bulunmuş. 
Onu bunu bilmem ama bu kilise çok rüzgarlı bir tepenin üzerine kurulu ve inanılmaz soğuk. Hatta aşağıda kar yokken bu kilisenin üzerinde bulunduğu tepede kar vardı !  Bu kilisenin hemen yanından şehir manzarasını görebilirsiniz. Şimdi kilise arkanızda kalsın ve siz tam meydan gibi bir yerdesiniz. Burada birçok el sanatçısı ve hediyelik eşya satan satıcı göreceksiniz. Aşağıdaki dört fotoğraf oraya ait . Hatta bu heykeli gördüğünüzde karşıdaki caddeye doğru yürüyün. 





Arkanızda kilise önünüzde meydan var ve siz meydan da sağdaki sokaktan devam edin. Orada tepe  gibi bir yer göreceksiniz. Şehri görmek ümidi ile oraya doğru yürüyün...:-) Devam edin... :-)  Aşağıda ki evi ve boşluk alanı gördünüz. Yürümeye devam edin.İşte oradan Kiev'i görüyorunuz. :-)



Şu anda Peizazhna sokağındasınız.  Bu sokağın mimari  Abram Miletsky. 1980'lerin başında  X-XIII yüzyılın savunma yapıları izlenerek tasarlanmış.  Kasım 2009'da Peizazhna sokakta,  Çocuk Peyzajı Parkı inşa edilmiş. Parkın içinde çok güzel heykeller var. Yapımı 1.000.000 grivna tutmuş. Onlar için çok para ama bizim paramızla 100.000 TL. Yine de belirtmeden edemeyeceğim bu parkın yapımında etrafındaki evler yüzde %15 oranında bir katkıda bulunmuşlar. Dördüncü fotoğrafta görüyormusunuz bilmiyorum ama o binalar 1902 ve 1904 yıllarında yapılmış. Şehir ve park manzaralı. Bu park da çok güzeldi. (İşe gitmeden önce r parkta yarım saat yürüyüş yapmak bizim ülkemizde de herkese kısmet olsun diyelim). 

Buraya kadar yürüdünüz, parkı gördünüz ve soluk aldınız ama şimdi gerisin geriye meydana doğru yürümeye devam edin. Meydana gelin Andreevskaya  Tserkov kilisesi arkanızda  tam karşınızdaki caddenin ismi Desyatinnaya olabilir oradan devam edin.








Mihailovskaya meydanına geldiniz. Sağ tarafınızda aşağıdaki ilk fotoğraftaki evler var. Sol tarafınızda da dev asa sütunlardan oluşan bir devlet dairesi var. Bu meydanda Mihaylovski Zlatoverki Manastırı karşınıza çıkacak.



Mihaylovski Zlatoverki Manastırı Ortaçağ döneminde Sviatopolk II Iziaslavych tarafından inşa edilmiş. (1713 yılında). Altın Kubbeli Manastır olarak geçiyor. Yapının  içerisi Bizans formunda kalmış dışı ise 18 yy yeniden yapılarak Barok mimarisine uygun inşa edilmiş.  Buranın içinde Aziz Sofya Katedrali bulunuyor. Bu katedral 1930 yılında  Sovyetler tarafından yıkılmış. 1991 yılı Ukraynanın bağımısızlığından sonra yeniden yapılmış ve 1999 yılında açılmış. 
Manastırın içine girin bahçesi güzel ve hemen sağ tarafında Finiküleri göreceksiniz. 









Kiev finikülerine binin (3 grivna yani 30 kuruş) aşağı inin. Manzara çok güzel. Sonbahar olduğu için sarı bir tünelin içinde yolculuk yaptık diyebilirim. Aşağı indiniz caddeye bir baktınız ve sağınızda Podol bölgesini görüyorsunuz !  ( biz burada Dinyeper nehrinin kıyısında yürümek istedik biraz ilerledik ama yol bulamadık. O nedenle sizde bizim gibi bu çabayı göstermeden finikülere yeniden binerek yukarı çıkın) .  







Finikülere bindiniz ve yukarı çıktınız manastırın bahçesinden geçerek geniş bir meydana daha çıkacaksınız. Bu meydanın ismi Sofiskaya meydanı.
Manastır aşağıdaki fotoğrafta olduğu gibi arkanızda kalsın yürümeye devam edin.








Şuanda Sofiyskiy kathedrali  (Aziz Sofya Kathedrali) tam karşınızda. aşağıdaki üçüncü fotoğraf. Meydanlar çok büyük ve geniş. Doğu bloğu ülkelerinin hepsini ziyaret etmedim. Rusyayı da henüz görmedim. Ancak bu büyük meydanların hepsi sanki büyük kitlelerin toplanması ve devrim yapılması için inşaa edilmiş diyede aklımdan geçirmedim değil. :-)



"Aziz Sofya Katedrali Kiev 'de şehrin sembollerinden biri. Temeli 11. yüzyıl başında atılmış.1990 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'ne giren yapı, 2007’de yapılan oylama sonucuna göre Ukrayna'nın yedi harikasından biridir.
İnşası kimi kaynaklara göre 1037'de, kimi kaynaklara görede 1011 yılında başlamıştır. UNESCO ve Ukrayna hükûmeti temelinin 1011'de Kiev Büyük Knezi I. Vladimir devrinde atıldığını kabul ederek 2011 yılında katedralin 1000. yaşını kutlamıştır. Katedralin etrafı 17.-18. yüzyıllarda Ukrayna Barok tarzında inşa edilmiş yapılarla çevrilidir.
Katedralin içinde muhafaza edilen, 11. yüzyıldan kalma mozaik ve freskler dünyanın söz konusu devirden kalma en büyük fresk ve mozaik koleksiyonunu teşkil eder. Katedralin duvarlarında bulunan mozaik ve freskler, İncil’den sahneleri olduğu gibi dönemin siyasi olaylarını ve tarihi kişiliklerini gösterdikleri için büyük önem taşırlar.
Taç giyme törenleri, yabancı elçileri karşılama gibi önemli olaylara ev sahipliği yapan katedral, ortaçağda Kiev knezlerinin mezar yeri olarak da kullanılmıştır. Bilge Yaroslav, oğlu Vsevolod I ve onun oğlu Vladimir Monomakh katedralde gömülüdür. Sadece Bilge Yaroslav’ın mezarın günümüze gelmiştir.



1917 Rus Devrimi'nden sonra katedralin yıkılması gündeme geldiyse de bazı tarihçi ve bilim adamlarının çabaları ve uluslararası tepkiler sonucu bu önledi; 1934 yılında katedral ve çevresindeki yapılar mimari ve tarih müzesi haline dönüştürüldü Yapı, 1980’lerden sonra yeniden kilise olması imkanı doğdu ancak katedralin kimin tarafından kullanılacağı Ortodoks ve Rum Katolik Kiliseleri arasında çok ciddi bir mesele haline geldiğinden günümüzde Ukrayna Hristiyanlığı Kilisesi olarak turistlerin ziyaretine açık bir mekandır."
 kaynak : wikipedia.

Buranın çan kulesine çıkın ve her iki meydanı da yukarıdan seyredin derim. (İçeriye girerken belirtmek istiyorum mekanın bahçesi için ayrı kiliselerin, kathedralin ve çan kulesinin içi için ayrı ayrı ücret alıyorlar. )





Nihayet ikinci bölüme geçebileceğiz....

5 comments:

Mehmet Bilgehan Merki said...

Bence artık bu kopyacıyı teşhir etmenizin zamanı geldi diyorum. Emeğin çalınması kadar kötü bir şey yok. Bu güzellikle arsızca sahip olmaya çalışmak hastalık ta olsa mücadele etmek gerekir derim.
Mükemmel resimler ve hikaye.
Pinterestte gidilecek yerlere işaretleyemediğim için üzülüyorum.

tülin said...

Bu güzel yazıyı çantama atıp yollara düşesim geldi Arzu'cum. Anlatımın, fotoğrafların öyle güzel ki! İyi ki seni bulmuşum ben ya :)

Okurken, bakarken kendimi yaz başında gittiğim o rüya şehirlerde geziyorum sandım. Ben oralarda da seni düşünmüş, olsa ne güzel fotoğraflar çekerdi . demiştim.

Arzu Brumendi said...

@ Mehmet Bey,

Zeynep hn. isminde bir patronum vardı şimdilerde ise dostum olan kimseden sonra yazılarımı ve fotoğraflarımı beğenip onların değer kazanması ve bir yerlerde görüntülenmesini isteyen ikinci kişisiniz. Bu nedenle size nekadar teşekkür etsem azdır.
Hastalara gelince... İnanın mücadele etmek istemiyorum. Ruhu ve düşünceleri kötü olan insanlara Allah bir şans vermiş. Ömürleri boyunca kendilerini eğitmeleri ve düzeltmeleri için. Eğer kişi kendi seçerse düzelir. "Allah ıslah etsin" derler ya ondan.
Ülkemiz de son günlerde okuduğum yazılardan sonra benim sapık takipçim dışında Türkiye de çok daha fazla hasta, sapık ruhlu insanın yaşadığına tanık oldum. O nedenle bir gün aydınlığın yüzünü hepimize en iyi şekilde göstermesini diliyorum.

Saygılar, selamlar

Arzu

Arzu Brumendi said...

@ Tülincim...

Sende benim içimdeki ışığı yakmaya başladın. Bu sabah yazını okudum. O çocuklar için ne yaparım bilmiyorum ama bugün gidip yün alsam atkı ve bere örüp göndersem olur mu? Öyle özeniyorum ki yaptıklarına anlatamam. Ankara da olsam yakanı bir dk. bırakmazdım herhalde. :-)

Düşüncelerinin gerçek olmasını dilerim. ( Biraz bencilce olacak ama bunu biraz da kendim için diliyorum. Evrene gönderdiğin enerji sayesinde bende geziyorum :-) çünkü aklımızda bu gezi hiç yoktu... :-) hatta bu aralar gezi yapmamız mümkün değildi. Piyango gibi çıkıverdi işte... )

Geziler, güzellikler ve aydınlık güzenlerde görüşmek umudu ile...

Sevgiler.



tülin said...

Ne guzel seyler yazmissin :) Utanirim ben . Dileklerimin gerceklestigi olur. Baskasi icin dilemissem ozellikle. Yani herkes gibi.
Etkinlige gelince bu defa isim zor. Insanlar istiyor ama caba gostermek zor geliyor bu aralar. Tuhaf bir yilginlik, haksiz sayilamayacak bir umutsuzluk geziniyor ortada. Olsun, bizim icimizde herkese yetecek kadar var.
Arzu'cum, bu etkinlik icin icinden ne geliyorsa onu yap. Ben herseye bir yer bulurum nasilsa. Birilerinin bir kismeti varsa senden yana, ben araci olurum sevgi ile. Istedigini orebilir, bir miktar polar kumas alip sadece keserek yaslilar icin diz battaniyeleri bile hazirlayabilirsin. Bir cift patik, belki bir yemeni,... Onemli olan sevgiyi paylasmak. Cok buyuk seyler beni de mahcup ediyor zaten.

Cok sevgiler, tesekkurler.

About

.
 
google-site-verification: google6264df489a134469.html